.

.
Bumerang - Yazarkafe


19 MAYIS

19 MAYIS

YASAK SİTELER

25.10.17

0
Kenter Ailesinin Hikayesi



KENTERLER AİLESİ ve BEDELİ AĞIR OLAN BİR AŞKIN HİKAYESİ

Türk Tiyatrosunun ve Türkiye sanat camiasının ulu çınarları ve sahnede devleşen büyük ustalarından, tüm sanatçılara örnek olan iki büyük usta sanatçı Yıldız ve Müşfik Kenter kardeşler.




Onları çok iyi tanırız sanatçı kimlikleriyle, yıllarca alkışladık, alkışlarızda ama çoğu insanlar onların bedeli çok ağır ödenen bir aşkın meyvesi olduğunu bilmez

Bu unutulmaz aşka geçmeden önce dev sanatçı kardeşleri tanıyalım :

Yıldız Kenter :
Türk Tiyatrosu nun, tabiri caizse ulu çınarı, sahnelerde devleşen büyük usta bu yıl 89 yaşına girmiş, geçmişin getirdiği alışkanlık ile herzaman genç, herzaman bakımlı, şık, sıradışı ve eşine az rastlanır nitelikte hanımefendi, saygılı, sevecen, ince, zarif bir sanatçı.


Müşfik Kenter :
Ablası Yıldız Kenter gibi, onun erkek versiyonu, şık. centilmen, mütevazi ve oldukçada yakışıklı, 2012 yılında 80 yaşında iken yakalandığı amansız akciğer kanserine yenik düşerek yaşama veda eden, ünlü ve büyük tiyatro sanatçısı.



VE UNUTULMAZ BİR AŞKIN KAHRAMANLARI :
Baba : Bir Osmanlı aristokrat aileden gelme hariciyeci Ahmet Naci Bey
Anne : Bir tiyatrocu ailenin kızı, sonradan müslüman olan ve Nadide adını alan İngiliz Olga Cynthia.


Baba Ahmet Naci Bey
Osmanlı İmparatorluğunun son yılları, İstanbul'un en güzel semtlerinden Çamlıca'da, bahçıvanlı, uşaklı  muhteşem bir konakta yaşayan, tahsilini tamamlamış, yabancı dillere vakıf, oturmasını, kalkmasını bilen yakışıklı bir delikanlı Ahmet Naci Bey, ailesi tarafından yüksek lisans eğitimi için İskoçya / Glasgow'a gönderilir.

Ailesi, Osmanlı'da önemli mevkilerde görev almıştır Ahmet'in, dedesi Bağdat Kadısı, babası Galip Bey ise bizzat hanedan tarafından atanan Heyet-i Ayan Azası'dır.
Galip Bey, çocuğununda kendileri gibi önemli görevlerde yer alabilmesi için onu gelişmiş dış ülkelerden birine yüksek tahsil için gönderme kararını almıştır.





Anne Olga Cynthia
Ahmet Beyİskoçya'da başladığı yüksek lisans eğitimini bitirmek üzereyken, bir gün Londra'da katıldığı bir resepsiyonda, tesadüfen yanına oturan genç hanıma gözü takılır, çok güzel ve çekici bir kadındır, harika gülümsemesiyle etrafına ışık saçan bu şık İngiliz kadınından gözlerini bir türlü ayıramaz ve bu güzel hanım ileride çocuklarının annesi olacak Olga Cynthia'dır.

Olga Cynthia'nın anne ve babası tiyatro sanatçısıydı ve gezginci bir tiyatro kumpanyasında çalışır, ülkenin muhtelif yerleşim yerlerinde gösteriye çıkardı.
Babası genç denilecek yaşta vefat edince, annesi kızını anne annesine bırakarak tanıştığı bir kişi ile Avusturalya'ya gider. bir dahada geri dönmez.

Orta yaşı çoktan aşmış olan anne anne, 16 yaşındaki bu afacan kızla nasıl başedeceğini bilemez ve onu küçük yaşına rağmen evlendirir.
Ancak burada da Olga'nın şansı yaver gitmez, kocası asker olarak I.Dünya Savaşı'na katılır ve geri dönemez.
16 Yaşında hamile iken dul kalan Olga, Ahmet Naci Bey ile tanıştığında artık küçük yaşta Jack adında bir erkek çocuk sahibidir.

Aşıkların Tanışması
Bir anda aşık olmuştu Ahmet Bey Olga'ya, kısacık zarif bir sohbet sırasında aşkının karşılıksız olmadığını anladı, gözler yalan söylemezdi ve Olga'nında Ahmet Bey'e karşı ilgisi, bu kısa sohbet içinde, her gün Londra / Hyde Park'a gelip at gezintisi yaptığını açıklamasıyle ortaya çakmıştı.

  Üstü kapalı bir nevi davet anlamına gelen bu açıklamadan sonra Ahmet Bey'de fırsat buldukça Hyde Park'a gelir sanki tesadüf gibi oda at gezintisine çıkar, buluşurlar, görüşürler, yemeğe çıkarlar, bir rüya gibi başlayan aşkları böylece devam eder.
  Rüya gibi başlayan ikilinin aşkları rüya gibi devam ediyordu, ediyordu ama birde hayatın değişmez gerçekleri vardı.
Ahmet Bey'in tahsili tamamlanmış, yurda geri dönme zamanı gelmişti, İngiltere'de kalsa olmaz, Olga'yı bırakıp gitse oda hiç olmazdı ve bu ikilem arasında anında bir karar verir, Olga'ya döner, gökten inmiş gibi pat diye "Benimle evlenip Türkiye'ye gelirmisin" der.


Genç kadın sevinç çığlığı atar, sanki o anda evlenme teklifi bekliyormuş gibidir ve coşku ile Ahmet Bey'in boynuna sarılır.
Sonra biranda duraklar, biraz geri çekilir, başını önüne eğer, boynu bükülür ve "Dünyada en çok istediğim şey bu ama ne yazıkki imkansız, çünkü oğlum Jack var" der.

Ahmet Bey, Olga'yı dinledikten sonra, önce onu kolları arasına aldı, sımsıkı sarıldı ve arkasından hiç tereddüt etmeden "Hiç sorun değil, oğlumuzla gideriz" dedi. Adına aşk denen hiçbir engel tanımayan derin sevgi yumağıda bu olsa gerek.

AŞIKLARIN TÜRKİYE'ye GELİŞİ :
Aşıklar kararlarını vermiştir artık ve çocukları Jack'ıda yanlarına alarak, Orient Express ver elini İstanbul, buraya kadar güzelde savaş bitmiş, İstanbul İngiliz işgalinde, M.Kemal Paşa Anadolu'ya geçiyor ve bu karmaşa içinde, üstelik birde hazır çocuk ile ülkeye gelen bir İngiliz gelin?


Ahmet Naci Bey yüksek tahsilini bitirmiş, aşkı kollarında, hemen ertesi gün iş hazır, yeterki istesinler ve pür neşe içinde faytona binerler, sıla hasreti sona ermiş aile muhabbetle karşılıyacak, sarılmalar, öpücükler hayali ile gelirler köşke.

Köşk Ailesi İngiliz Geline Karşı
Hayal çok güzel de iş öyle değil tabi, annesi hemen çıkışır "Bismillah nereden bulup getirdin bu gavuru, memleket İngiliz süngüsü altında inim inim inlerken, İngiliz gelin, yetmedi birde hazır çocuk..." haksızda değil yani ama aşk ferman dinlermi.
Hatta annesi, yarı espirili bir şekilde ilk çocukları Nedim doğduğunda "Yarısı yavrumun yarısı, yarısı ise yılan yavrusu" yakıştırmasını bile yapmıştı.


İkiside aşklarına sığınıp göğüs gererler tüm olumsuz çıkışlara karşı, öyleki güzel Olga kara çarşafa dahi bürünür, müslüman olur ve Nadide adı verilir kendisine, kayıtları yapan nüfus memuru, gelen evrakta doğum yerinin Londra olduğunu görür, ya cehaletinden yada bilinçli olarak Londra mondra olmaz, doğum yeri olsa olsa Bandırma olur der ve kaydeder.

Cumhuriyet ve Hariciyeci Ahmet Naci Bey
Birkaç yıl böyle geçer ve Cumhuriyet kurulur, o zamanlar böyle yabancı dil bilen, yüksek tahsilini gelişmiş ülkelerde yapan kültürlü insanlara ihtiyaç vardır ve delikanlı devlete müracaat eder görev için, hariciye bölümünde işe alınır, hemen akabinde de İsmet İnönü'nün, özellikle dış gezilerde bizzat çalışmak üzere Özel Kalem Müdürü olur.


Tam işler yoluna giriyor derken, anında bir kanun yürürlüğe girer ve "Hariciyecilerin eşi ecnebi olamaz" der kanunun bir maddesi, yahu kadın müslüman olmuş, adını doğum yerini değiştirmiş ama olmaz, burası Türkiye.

Ahmet Beyin İstifası
Ahmet Bey için istifadan başka bir çare yoktur artık ama İnönü bu delikanlıya kıyamaz, ayrılmasına gönlü razı olmaz "Boşan eşinden ama yine birlikte yaşa, mesleğine devam et" der, delikanlı bu öneriyi hakaret olarak kabul eder ve :
- "Benim için ailesini, ülkesini, dinini terk eden eşime bunu yapamam, mesleğimden vazgeçerim
    ama aşkımdan asla" yanıtını verir ve istifa eder.
Hariciyeden istifası sefaletin de başlangıcı olur, böyle yetişmiş, kültürlü,  yüksek tahsilli, yabancı dil bilir bir delikanlının, yine devlet teşkilatında başka bir iş için neden girişimde bulunmadığı bilinmiyor.
Çünkü o zamanlar devletten başka bir işletmede iş bulmak hemen hemen olanaksızdır, daha doğrusu iş verecek işletme yoktur.

SEFALET YILLARI BAŞLIYOR
Ufak tefek birtakım işlere giriştiysede dikiş tutturamaz, aileyi geçindirme zorluğu kendisini göstermeye başlar
Önce elde avuçta ne varsa bitti, hazıra dağmı dayanırki, sıra gümüş eşyalara, takılara geldi onlarda gitti, sonunda köşk de satıldı, kiraya çıktılar ama parasızlık onları gecekondulara kadar indirdi.

Bu arada çocukları dünyaya geliyordu sırayla önce Nedim, ardından Mahmut, onun ardından ilk kız çocuğu Güner , onun ardından Yıldız ve son olarak da Müşfik dünyaya gelir ama fakirlik diz boyudur, çocukların bezi eski çarşaflar yırtılarak temin edilir.

Bir eli balda, bir eli yağda, saray emsali konakta doğup büyüyen delikanlı, şimdilerde yoksulluğun adeta tepe noktasında, tüm bu sıkıntılara rağmen eşinin hiç sızlanmadan dimdik duruşunu gördükçe, ona karşı olan sevgisi bir kat daha artıyor, yeniden aşık oluyordu.
Aklına hiç getirmediği bir yaşam içinde sefaletle boğuşurken alkole esir oluyor, içmeden duramıyordu , hayatlarında eksik olmayan tek şey ise mutluluklarıydı.

Sanatçı Yıldız Kenter bu sıkıntılı dönemi şöyle anlatır :
Babam içmediği zamanlarda müthiş bir centilmen İstanbul Beyefendisiydi, evimiz hep dağınıktı, annem hiç önem vermezdi evin dağınık yada toplu olmasına, onun tek derdi hayatı boyunca hep Naci'sini korudu, öyleki bizden bile.

İngiliz annemiz ismi gibi hakikaten Nadide'ydi, o kör kuruşa muhtaç durumlarında bile, hastaneden atılmış iki çocuklu bir kadına evini açtı, sokakta dilenen bir nineye kendi yatağını verdi, aylarca ona baktı, yıkadı, pakladı, müslümanlıklarıyle herkesi küçük gören, ecnebilere gavur diyen, komşularının fısır fısır dedikodularına  aldırmadan, Türkiye'de kaçak yaşayan, dara düşmüş bir Fransız'ı oturttu ve tüm yatığı bu içten, karşılıksız iyilikleriyle biz çocuklarına bir parça kuru ekmeğin nasıl paylaşılacağını öğretti.

İngiliz Görevlilerin Nadide'ye teklifi
Bir gün hiç unutmam İngiltere Elçiliği'nden görevliler geldi, derme çatma gecekondu evimize, nasıl duydularsa duymuşlar, çocuklarını al, İngiltere'ye dön, eğitimlerini üstlenelim, sosyal güvencen olsun dediler Nadide'ye.
Kapıdan kovdu görevlileri, eşim Türk, çocuklarım Türk, burada babalarının yanında yaşıyacaklar, bende onların yanında öleceğim, benim için hayatını feda eden eşimi, paraya değişmem dedi.

Aşıkların Sonu
İki millet, iki devlet, iki din arasında perişan olmuş, sefalet içine düşmüşlerdi ama, aşkları sapasağlamdı, mutluydular.

Delikanlı Ahmet Naci Bey delikanlı gibi yaşadı ve ne yazıkki genç denecek yaşta 61 inde vefat etti, İsmi gibi nadide olan Nadide Hanım ise kızı Güner'in evine yerleşip yaşamına devam etti, bir zaman sonra oda zatürreden vefat etti.
Nadide'nin ilk kocasından oğlu Jack, yoksulluk günlerinde 14 yaşında iken zaten Türkiye'yi terketmişti.
Büyük çocukları Nedim ile Mahmut Kenter'lerin ömürleri kısa oldu, dünyaya erken veda ettiler.
En küçükleri Müşfik Kenter'de akciğer kanserine yenik düşerek 1012 yılında 80 yaşında iken yaşama veda edince, Yıldız Hanım ablası Güner Hanım ile Bodrum'a yerleşir, yaşamlarına bu güzel kentte devam ederler.

Konuk Yazar
Samsun'lu__

BUNLARDA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Anadoluda ne kadar işsiz-güçsüz takımı varsa yıkmak için talan için getirildi güzelim Beyoğlu'na
Büyük mübadeleden sonra kalan madama ları, misterleri, mişonları mallarına el koyarak kovaladık inşallahh. Nice hırsızlar köşe döndü, bir top kumaşı bile kar sanıp alıp Anadoluya götüren ipsiz takımı. Olsun hepimiz müslüman kaldıkya.

Yabancıları defettik, sıra geldi içimizdeki sunni islam olmayanlara, onlarıda böyle yaktık
Sivas Madımak Otel Katliamı, sunni islam ağırlıklı bir Türkiye istendi gerçekleşiyorda. Laiklik oda neki?


Dünyada nerede müslüman toplum varsa, ABD nin tüm okları oradadır, çünkü islamın hamisi sanar kendisini ve taşeronlarıda hemen emre hazır.





Padişah Hazretlerine damat ol yeter, tüm ordu emrinde, yeteneğin olsun olmasın önemli değil.
Ve resmi kayıtlara göre 60 bin asker , gayri resmide 90 bin yorgun asker soğuktan donarak ölüyor.
Kahraman Komutan Damat Ferit Paşa, faciadan sonra hiç bir şey olmamış gibi hızla İstanbul'a Padişah babanın kollarına.






Bizi Takip Edin

Share

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder



BUNLARDA DİKKATİNİZİ ÇEKEBİLİR











TARİHTE BUGÜN-Hürriyet Kafe


Tarihte Bugün v.8.0
************************************

FOREX
Green Card çekilişine katılarak siz de ABD de yaşama ve çalışma imkanına kavuşabilirsiniz! ABD......
ADİL IŞIK