.

.
Bumerang - Yazarkafe


19 MAYIS

19 MAYIS

YASAK SİTELER

17.11.15

0

Ölümünün 15.Yıldönümünde bir Ahmet Kaya


FAŞİST ve YARDAKÇILARI YÜZÜNDEN ÜLKESİNE SIĞAMAYAN BİR DEĞER AHMET KAYA


Bu gün 16.Kasım, bundan tam 15 yıl önce yani 16.Kasım.2000 de sol, devrimci ve kimi zaman faşistlerce yasaklanan ezgileriyle halkın takdirini kazanan Sanatçı Ahmet Kaya, Fransa’nın Başkenti Paris’teki evinde, akşam üzeri  “Hoşçakalın Gözüm” isimli albümün kayıtlarını yaparken kalp krizi geçirerek yaşama veda etti.
Çok genç sayılacak 43 yaşında ve en verimli çağında yaşamı sona eren Kaya, Ertesi günü 30 bini aşkın insan seli arasında Paris’in Pere Lachaise Mezarlığına defnedildi.



Aynen devrimdaşı Yılmaz Güney gibi oda zorunlu sürgün sonrası geçmişinden, vatanından ayrı, gurbet ellerinde hayatı sona erdi.
Bilindiği gibi Aktör, Sinema sanatçısı ve film yapımcısı devrimci Yılmaz Güney’de faşist baskılar yüzünden başına olaylar gelmiş ve Isparta Yarı Açık Cezaevi’nde cezasını çekerken, firar ederek yurt dışına kaçmış, önce Yunanistan’ın Meis Adası’na, oradan İsviçre’ye daha sonrası ise Paris’e geçerek yaşamına orada devam ederken 9.Eylül.1984 tarihinde, oda çok genç ve verimli sayılacak 47 yaşında  mide kanseri teşhisiyle yaşama veda etmiş, mezarıda aynı mezarlık olan Pere Lachaise’dedir.



Her ikisinin birbirine benzer taraflarından en ilginci ise suçlamaların ve yargılanmalarının, faşist yönetimlerin alışılagelmiş klasik suç unsuru olması, öyleki Yılmaz Güney 1972 lerden sonra hep “Devrimcilere yardım ve yataklık yaptığı” gerekçesiyle dava açılırken, Ahmet Kaya’yada benzer bir suçlama olan “ Bölücü terör örgütüne yardım ve yataklık yaptığı, halkı ırk farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik ettiği” gerekçesi ile dava açılmasıdır.



Bu tür iki ucu açık suçlamalar, hemen hemen her ülkede ve her zaman dilimi içerisinde faşist yönetimlerin kullandıkları basit ama etkili ergümanlardır. Amaç yönetime karşı gelinmemesi, eleştirilmemesi ve haklarında suçlayıcı fikirler ileri sürülmemesidir.
Bunları yapanlar kim olursa olsun anında aynı gerekçelerle dava açılır ve kanun gereğide cezalar 10 yıldan başlar.


Hata günümüzde de olduğu gibi eleştiriler dahada gileri gider yönetime zarar verecek dereceye gelirse, bu suçlamaların arkasına “Mevcut hükümeti yıkmaya teşebbüs ve görevini yapmasını engel olmak” suçlaması eklenir ve cezalar iki üç katına kadar rahatlıkla yükseltilir.


HAYATI VE MÜZİKLE TANIŞMASI

Ahmet Kaya, Adıyaman’dan Malatya’ya göçetmiş bir ailenin beşinci çocuğu olarak 28.Ekim.1957 tarihinde dünyaya gelir.
Kürt kökenli olan babası Malatya Sümerbank Mensucat Fabrikası’nda işçi olarak çalışmaktadır. İlk okulu burada okuyan Kaya, okul zamanı dışında ise plak ve kaset satan bir dükkanda çırak olarak çalışmaya başlar, bu arada babasının kendisine aldığı ilk ve son tek hediyesi bağlama ile tanışır merak içinde çalmaya uğraşır.



Aile geçim sıkıntısı nedeniyle taşı toprağı altın denilen İstanbul’a gitmeye karar verir ve 1972 yılında İstanbul / Kocamustafapaşa’ya göçeder.
Baba geçicide olsa bir iş bulurken Kaya’da bir okula kaydolmak yerine, çalışmaya başlar, İstanbul’da ilk işi değişik yerlerde çıraklık ile işportacılıktır ve yavaş yavaş semt çocuklarıyle kaynaşmaya başlar ama bir türlü onlara ayak uyduramaz.

Küçük bir yerleşim yerinden çıkıp büyük bir kente, yerleşim yerine taşınmanın sıkıntılarını çekmeye başlar, onlarla arkadaşlık kurmak, birlikte oynamak, gezip tozmak çok zordur, ayak uyduramaz bir türlü.
Kaya bu zorluğu şöyle dile getirir bir belgesel yazısında : “ Onlarla konuşmuyordum, çünkü onlarla konuşamıyordum. Giyimleri başka, konuşmaları başkaydı. Onlar gibi konuşmaya, onlar gibi giyinmeye başlamıştım ama başaramıyordum, diktirdiğim elbise onlara yakışıyor bana uymuyordu. Bir kız vardı bizim okulda, herkesin aşkı vardı çocukluk aşkı, benimde olsun dedim ve bir gün yanına gittim dedimki : ‘Biraz seninle konuşak beş dakika, kaçıyorsun hep…’ Bana dediki : ‘ Rica ederim ‘ Öyle bir ağrıma gittiki, anlamını bilmediğim bu iki kelimeyi küfür sanıp ‘Bende sana rica ederim’ dedim.”



Bu arada bağlama çalmayıda yavaş yavaş öğrenen Kaya ilk cezaevi misafirliğini 16 yaşında iken görür, yasa dışı afiş bastığı için içeri atılmıştır.
Daha sonraları birkaç arkadaşıyle birlikte “Halk Birimleri Derneği” nin çalışmalarına katılır ve çeşitli etkinliklerde bağlama çalmaya ve türkü okumaya başlar.
Bu etkinlikler içinde bulunan Boğaziçi Üniversitesi’ne gittiklerinde Ruhi Su ile tanışır ve Ruhi Su’ya ait “Mahsus Mahal” türküsünü seslendirir, sesi ve sazı beğenilir durumdadır artık Kaya’nın.



1978 Yılında gittiği Gelibolu’daki askerlik görevinde Askeri orkestrada çalışmalara katıldı, bu çalışma onun için bir dönüm ve ustalaşma başlangıcı olmuştur.
Askerlik dönüşü Emine Kaya ile evlenir ve 1982 yılında kızları Çiğdem dünyaya gelir ama işsizlik nedeniyle geçim zorlukları başlar, onun derdi ufak tefek işlere girmek yerine müzik dünyasında ilk adımı atmaktır ama bu işde okadar kolay olmayacaktır.



Ortadaki ekonomik zorluklar nedeniyle eşi Kaya’yı terk eder ve boşanırlar. Müzikte bir türlü başarı sağlıyamayan Kaya, kendi deyimiyle “Sistemin tersine hareket” ederek faşizme karşı türkü ve kendine has ezgilerle şimşekleri üzerine çekecek çalışmalara başlar ve ilk konserini  İstanbul Şan Tiyatrosu’nda verir bu arada ilk albümü olan “Ağlama Bebeğim” i 1985 de yayınlar ve anında toplatılsada daha sonraları sansür kaldırılır.

Bundan aldığı cesaretle aynı yıl ikinci albümü “Acılara Tutunmak”ı yayınlar ve çalıştığı Stüdyonun sahibi ve aynı zamanda o yıllar Metris Askeri Cezaevinde yatan Selda Bağcan’ın kardeşi Sezer Bağcan aracılığı ile yine 12 Eylül mağduru tutuklu Gülten Hayaloğlu ile tanışır, Hayaloğlu ozamanlar cezaevinde idam mahkümu olarak yatan Nevzat Çelik’in  “Şafak Türküsü” adlı şiirini Kaya’ya iletir.

Kaya bu şirin bestesini yaparak, kendi bestelediği diğer türkülerle birlikte üçüncü albümü olan “Şafak Türküsü” nü 1985 yılında tamamlar ve 1986 yılında da yayınlar, bu albüm Ahmet Kaya’yı  zirveye taşır.
Bu çalışmalar sırasında Gülten Hayaloğlu ile evlenir ve 1987 yılında kızları Melis dünyaya gelir.


Gülten ile evlendikten sonra, kayınbiraderi Yusuf Hayaloğlu’nun şiirleri onun için bitmez tükenmez bir kaynaktır ve tüm şiirlerini besteler, bundan sonra Ahmet Kaya hep zirvededir, eşi ve kayınbiraderi ikilisiyle birlikte müzik yanında çeşitli girişimlerde bulunur, faaliyet gösterir.

Zirvede yerini kimseye kaptırmayan ve peşpeşe çıkardığı albümleri hiçbir reklama gerek kalmadan kapışılan ve dillerden düşmeyen özgün türküleri, kürt halkını savunması ve sivri sol söylemleri ile Ahmet Kaya, meyva veren ağaç taşlanır örneği başta aşırı milliyetçiler, kafatasçılar, ırkçılar hatta sol cenahtan olduğunu iddia eden CHP nin ulusalcı kanatları olmak üzere, kendilerini milliyetçi olarak göstererek gündemde kalmak isteyen bir takım sözde sanatçıları karşısına alır.

Bunlarda yetmezmiş gibi ülkenin tüm iktidar ve faşizm yanlısı görsel ve yazılı basınıda onu bu başarısı ile desteklemek yerine adım adım takip etmekte bir açığını bulurmuyuz diye uğraşmaktadır. Kimisi pkk yanlısı der, kimisi kürt propagandası yapıyor der, devlete karşı ne kadar işlenebilecek suç varsa, ona yüklemeye kalkar, arada da uydurma haberler yayınlar arkasından da Devlet güvenlik mahkemeleri ise suçlamak için deliller arar, birtakım uydurma haberleri ihbar sayar.


Tüm bu tehditkar çıkışlara, takiplere suçlamalara pirim vermeyen yürekli sanatçı aynı tavırlarını devam ettirir, sivri çıkışlarını ve albümlerdeki faşizm karşıtı ezgilerini çekinmeden söylerken, nihayet korkulan başa gelir, karşı propagandalar yerini zorbalığa bırakır.

10.Şubat.1999 tarihinde Magazin Gazetecileri Derneği’nin Princess Otel toplantı salonunda, yılın en iyi sanatçısı ödülünün Ahmet Kaya’ya verilmesinin ardından, konuşma yapan sanatçı :
“Ben bu ödül için İnsan Hakları Derneğine, Cumartesi Annelerine, Tüm Basın Emekçileri ile tüm Türkiye Halkına teşekkür ediyorum” dedikten sonra devamında “Birde bir açıklamam var : Şu anda hazırladığım ve önümüzdeki günlerde yayınlıyacağım albümde, Kürtçe bir şarkı söyliyeceğim ve bu şarkıya bir klip çekeceğim. Aramızda bu klibi yayınlayacak yürekli televizyoncular olduğunu biliyorum, yayınlamazlarsa Türkiye Halkıyle nasıl hesaplaşacaklarını bilmiyorum” dedi.



Daha sözünün sonunu tamamlıyamadan salonda bulunan davetlilerden kendini bilmezler, sözde Türk milliyetçileri yada milliyetçiliğe soyunmuş, kendi reklamını yapmak isteyen sözde sanatçılardan bir gurup, ellerine ne geçirdilerse Kaya’nın bulunduğu masaya fırlatmaya başlar, küfürler eder ve ağıza alınmayacak sözlerle terbiyesizliklerini adeta dünyaya ilan ederler ve zorunlu olarak sanatçı, Magazin derneği yöneticileri tarafından dışarıya çıkartılır, bu rezalet o anda canlı yayın yapan TV.izleyicileri tarafından da izlenir.



Birkaç gün sonra ise Hürriyet Gazetesinde bir haber yayınlanır, habere göre Ahmet Kaya 1993 yılında
Almanya/Berlin’de verdiği bir konsere katılan Kaya’ya ait fotoğraflarda suç unsuru görülmüş ve İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde meşhur suçlama maddesi uyarınca sanatçı hakkında 10.5 yıl hapis istemiyle dava açılmış ve mahkeme safhasına geçilmeden, 16.Haziran.1999 günü Kaya ülkeyi terk ederek yurt dışına çıkmıştır.
Sonradan bu görüntülerin düzmece olduğu anlaşılmış isede, mahkeme iddianameyi kabul ederek yaptığı hukuksuz yargı sonucunda sanatçıyı gıyabında 3 yıl 9 aya mahkum etmiştir.



Ne diyelim sevgili Ahmet Kaya, ruhun şad olsun, sen gittikten sonra, kasetlerini yasaklayan valiler, TV kanallarında eserlerinin çalınmasına izin vermeyen korkak yayıncılar ve daha niceleri senin ölümünü duyduklarında kınamı yaktılar bilemeyiz ama kesin olarak yüzleri kızarmamıştır.

 Samsun__lu 16.Kasım.2015










Widget for Blogger by blogokulu.blogspot.com/a>


.. Bizi Takip Edin
Bizi Takip Edin

Share

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder



BUNLARDA DİKKATİNİZİ ÇEKEBİLİR











TARİHTE BUGÜN-Hürriyet Kafe


Tarihte Bugün v.8.0
************************************

FOREX
Green Card çekilişine katılarak siz de ABD de yaşama ve çalışma imkanına kavuşabilirsiniz! ABD......
ADİL IŞIK