.

.
Bumerang - Yazarkafe


19 MAYIS

19 MAYIS

YASAK SİTELER

2.3.15

0

Kombu Çayı (Kombucha) ve Tarihçesi



TÜM DERTLERE DEVA KOMBU ÇAYI (GENÇLİK İKSİRİ)

Kombu Çayı 2200 Yıllık Uzak Doğu felsefeli yararı sayılamayacak kadar fazla bir içecektir ve çay yapraklarının yada siyah çayın bir takım karışımlar sonucu mayalanmasıyla elde edilir. Mayalanmanın gerçekleşmesi içinde demlenmiş çayın içine “Kombucha” adı verilen ve yine kombu çayından üretilen mantar maya katılır, zaten “Kombu Çayı” adınıda bu Kombucha denilen mantardan almıştır.

Mayalanma olayını aynen yoğurt mayalama yada en az bu çay kadar yararlı olan Kefir in yapılmasınada benzetebiliriz.

KOMBUCHA TARİHÇESİ
Kombu Çayının geçmişi M.Ö.221 yılına kadar uzanır ve ilk defa, tüm bitkisel ve doğal ilaçların merkezi sayılan Çin Uygarlığında kullanılmıştır.


O tarihlerde Çin İmparatoru olan Tsin Han’ın hastalığında tedavi için kullanılan çayın inanılmaz yararı görülmüş ve sonraları tüm hastalıklarda kullanılmaya devam edilmiştir.
Daha sonraları M.S. 414 yılında Kombu adında Koreli bir doktor, zamanın Japon İmparatoru Inkyo’nun tedavisi için bu çayın iyi geleceğini söylemiş ve çayı Japonya’ya getirerek imparatoru tedavi etmiştir.

İmparatorun iyileşmesi üzerine çayın değeri bir kere daha teyid edilmiş ve ismi dünyaya yayılmaya başlamış ve Doktorun adına izafeten Kombu’nun çayı anlamına gelen “Kombucha” adı ile anılmaya devam etmiştir.



Çayın yenileştirici ve kuvvetlendirici özelliğini fark eden Japon savaşçıları, mataralarında su yerine bu çayı taşımaya başlamışlar, tarihçilere göre savaşçıların bu davranışları mantar çayının dünyaya yayılmasında önemli rol oynamıştır.
Zaman içinde Ortadoğulu tüccarlar eliyle çay önce Rusya’ya, oradan Avrupa’ya ve oradan da Amerika’ya girmiş önemi bir kat daha artmıştır.



Kombu mantar çayını ilk defa ülkelerine sokan ve benimseyen Rusya ile birlikte Kuzey ülkeleri olmuştur. Rusya’da “Tea Kvass”  Letonya’da “Brinum-Ssene”  adlarıyla ün yapan çay hemen hemen her evde tabi içecek olarak kullanılmış ve devamlı üretilmiştir.

KOMBU ÇAYININ BİLİMSEL AÇILIMI
Kombu Çayının ilk defa 1915 yılında bilimsel olarak araştırılmasına Rusya ve Kuzey ülkelerinde başlanmış, Letonya’nın Riga kentinde Prof. Bazarewski yaptığı araştırmalarda, çay mantarından elde edilen Kombu çayının uzun zamandır ülkede hem içecek hemde tedavi maksadıyla içildiğini teyid ederken muhteşem bir içecek olarak nitelendirdiği çayın hemen hemen tüm hastalıklarda rahatlıkla kullanılabileceğini belirtmiştir.



1917-1918 Yıllarında Prof.Lindner ise fermante (Mayalanmış) mantar çayının özellikle bağırsak ve sindirim organlarındaki problemleri düzelttiğini, Prof. Rudolf Kubert Kombucha’nın eklem romatizmalarına karşı oldukça etkili olduğunu açıklamıştır.

1927 Yılında Dr. Madaus “Biologic Healing Arts” da çayın hücre duvarlarını yenilediğini, dolayısıyle damar sertliği durumlarında oldukça tedavi edici rolünü açıklamış, Prof. Dr.Lakowitz, Gastrik ve sinirsel kökenli baş ağrılarınının Kombu çayı ile tedavi edildiğini, H. Waldeck ise yazdığı bilimsel makalelerinde, 1.Dünya Savaşında Rus askerlerinin gizli ilacı dedikleri Kombu çayı ile tedavi edildiklerini belirtmiştir.

Sonraki yıllarda da birçok Dr. ve araştırmacı prof. Kombucha ‘nın akla gelecek her tür hastalıkta tedavi edici olarak kullanılabileceğini vurgulamışlardır.

KOMBUCHA ve KANSER  ARAŞTIRMALARI
Kombu çayı ve kanser ilişkisi çalışmaları, başta Rusya olmak üzere birçok ülkede 2. Dünya savaşı sonlarına doğru başlamıştır.
1944 Yılında Kimya Akademisi Direktörü Hans Irion Braunschweig, “Course for Druggist Speciality Scholls” adlı bilimsel raporunda, Tea Kvass’ın (Kombu çayı) salgı bezlerini hayata geçirdiğinden, gut, damar sertliği yüksek kan basıncı ve yaşlanma problemleri ile romatizmik hastalıklara iyi geldiğini belirtmiş, ayrıca çayın insan metabolizmasını dengelemesi, vücutta istenmeyen yağ depolanmasının engellenmesi, ürik asit depolanmasının ve kolestrolün daha çözünebilir formlarda kolayca  böbrek ve bağırsaklar yoluyla dışarı atılmasıda raporda yer almaktadır.



2.Dünya Savaşı yıllarında Rusya’da çay ve mantarın bulunamaması nedeniyle üretim yapılamadığından Kombucha kullanımı hızlı bir şekilde düşüşe geçmiş, bununla birlikte savaşın getirdiği kıtlık, yanlış ve eksik beslenme neticesi ülkede kanser vakalarında ilerleme görülmüş, bunun üzerine Rusya Hükümeti, konu ile ilgili bilim adamlarını araştırma yapmak üzere ülkenin seçilen pilot bölgelerine göndermeye başlamıştır.

1951 Yılında Merkez Onkoloji araştırma birimi ve Rus Bilim Akademisi bilim adamları gittikleri yörelerde gerekli inceleme ve araştırmaları yapmış, istatiksel olarak sınıflandırmış ve analiz etmişlerdir.
Bu araştırmalarda bilim adamlarını şaşırtan bir olay gözlenmiş, ülkenin Batı Ural Dağları’ndaki ulaşımı oldukça zor olan Solikamsk ve Beresniki bölgelerinde hiçbir kanser vakasına rastlanmamıştır.

Oysaki bu bölge endüstriyel kirlenmenin en yüksek olduğu yöredir ve kurşun, cıva, potasyum gibi çok zehirli metaller adeta kol gezmektedir, delil olarak da bölgedeki Kama Nehri’nde balıkların ölü olarak su üzerini kaplamasıdır.
Bu nedenle bilim adamları bu bölgeye odaklanmış, en fazla kanser vakasının görülmesi gerekirken neden kanser vakasına rastlanmamasının nedenlerini çözmeye çalışmışlar, yerleşik insanların yaşam şartları, uyku düzenleri, yeme ve içme alışkanlıkları, genetik yapıları ve yaşlanma gibi birçok faktör göz önüne alınarak notlar alınmış, ancak halkın bu özelliklerinin diğer bölgelerdeki halklar ile arasında çok belirgin farklar bulunmadığı görülmüştür.


Bu gizemi bir türlü çözümliyemeyen ekip başı Dr. Molodyev ile Dr. Grigoriev dahada ileri seviyelerde araştırma kararını verdikten sonraki günlerde, yörede dolaşan Dr.Molodyev dinlenmek üzere rast gele bir eve konuk olur.


İşte bu misafirlik bir türlü çözemedikleri gizemi ortaya çıkarır. Molodyev ev sahibesine genelde içecek olarak ne tükettiklerini sorar, ev sahibesi bu soruya hemen “Biz devamlı Tea Kvas içeriz” der ve ilave eder, bu çay bölgemizde popüler bir içecektir ve hepimiz çık sık kullanırız der.
Molodyev sorar nerden buldunuz bu çayı ve kadın bildiği kadar bilgiyi verir ve eskiden Çin’den getirildiğini ve kendilerinin hem üretip hemde devamlı kullandıklarını söyler.

DR.Molodyev bu bilgiler sonunda Kombucha ile kanserli hücreler arasındaki bağlantıyı kurmuş olur ve bilimsel olarak değerlendirmeye başlar.

Araştırmalar bundan sonra iyice hız kazanır ve birçok bilim adamı Kombu çayının yararları üzerinde çalışmalar başlatır.

Bunlardan G.F.Barbancik, 1954 yılında yayınladığı bir makalede, Kombucha’nın Bademcik iltihabı, Bağırsak rahatsızlıkları ve iltihaplanma, Mide rahatsızlıkları, Dizanteri, Damar sertliği ve Tansiyon dengelenmesi için çok yararlı bir içecek olduğunu belirtmiştir.

Bundan 10 yıl sonra 1964 yılında Dr.Rudolf Sklenar, “Experiential Healing Science” adlı raporunda Kombu çayının çok kuvvetli bir Antioksidan olduğunu belirtirken, yapmış olduğu tüm kanser tedavilerinde Kombu çayını kullandığını deklare etmiştir.
Dr.Sklenar ayrıca Kombu çayı ile Gut, Romatizma, Damar sertliği, Artiritis, Kabızlık, İktidarsızlık, Obezite, Böbrek taşı, Kolestrol ve erken evrelerdeki Kanser hastalıklarını başarılı bir şekilde tedavi etmiştir.



1987 Yılında Dr.Veronika Carstens “ Help From Nature-My Remedies Against Cancer” adlı kitabında Kombu çayı hakkında  şöyle demiştir :
“Kombucha organizmalara detoks etkisi gösterir ve metabolizmayı yenileştirir, güçlendirir; Bağışıklık kapasitesini geliştirir ve artırır”
Bunlara benzer birçok Dr. ve araştırmacılar Kombu çayının yararlarını açıklamaya devam etmişlerdir.

İLGİLİ KONULAR :
Kombu Çay Yapılışı
Kombu Çay Yararları








Share
Bizi Takip Edin

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder



BUNLARDA DİKKATİNİZİ ÇEKEBİLİR











TARİHTE BUGÜN-Hürriyet Kafe


Tarihte Bugün v.8.0
************************************

FOREX
Green Card çekilişine katılarak siz de ABD de yaşama ve çalışma imkanına kavuşabilirsiniz! ABD......
ADİL IŞIK