.

.
Bumerang - Yazarkafe


19 MAYIS

19 MAYIS

YASAK SİTELER

6.5.14

0
Deniz Gezmiş ve Arkadaşları


ÜÇ FİDANI ÖLÜMÜNÜN 42 NCİ YILDÖNÜMÜNDE ANIYORUZ

ONLAR, 68 KUŞAĞININ SEMBOLLERİNDEN DENİZ GEZMİŞ - YUSUF ASLAN - HÜSEYİN İNAN ÖLMEDİLER. ONLAR DEVRİMCİ ve BAĞIMSIZLIK SEVDALILARININ KALBİNDE YAŞIYORLAR vede SONSUZA KADAR YAŞIYACAKLAR.



Yıl 1971 Faşizmin en karanlık yılları, hernekadar sivil bir iktidar yönetimde görünsede, ülke arka bahçedeki askeri cuntanın kontrolünde.
1968 Olaylarından sonra, Yeşil Kuşağın bir halkasının kopacağından tedirgin olan ABD, Türkiye'de at koşturan CİA ajanlarının yardımı ile gelişmekte olan sol ve bağımsızlık yanlısı açılıma karşı harekete geçer.



İktidara ve askeri cuntaya gerekli talimat verilmiştir, ne pahasına olursa olsun sol açılım önlenecek ve Sovyetlere karşı inşa edilen yeşil kuşak korunacaktır.

İşte 1970 lerde başlayıp 1980 Eylül ayına kadar süren zaman içerisinde meydana gelen tüm olayların mihenk noktası budur, yani yeşil kuşak dolayısıyle Türkiye'nin ABD güdümünden çıkarılma tehlikesi.

Gençliğin bu çıkışına, yapılan seçimlerde Ecevit gibi sol referanslı bir halk adamı ile milli sermaye taraftarı Erbakan'ın iktidarlara talip olmaları ve bunun dahada ileri safhalara yöneleceği korkusuda eklenince ABD ve yerli yandaşları, ülkede sol ve bağımsızlık hareketinin önlenmesi için düğmeye basar.

Artık Türkiye'de solcu, devrimci avı başlar. MİT dahil, asker ve emniyetin istihbarat örgütleri bu görevi üstlenmiştir. Emniyette ve orduda ne kadar sola yakınlığı bilinen yada bağımsızlığa aşina görevli varsa ya zoraki emekliliğe sevkediliş, ya birtakım sebebler ileri sürülerek görevden el çektirilmiş, yada daha alt pasif görevlere atanmıştır.
Bu cadı avı sivil bürokrasi ve ÜNİ lere kadar uzanmış ve onlara göre temizlik harekatı aralıksız devam etmiştir.

Emniyet güçlerinde tasfiye ile boşalan kadrolara alelacele kısa dönem eğitimler sonrası yeni kolluk kuvvetleri alınmış, kadrolar çoğaltılmış, alınan yeni kolluk kuvvetleri ise tamamen islam referanslı milliyetçi kesimden seçilmiştir.



Askeri ve sivil cuntanın sol gruplara karşı bu vurucu gücü yetmemiş olacakki, başta MTTB(Milli Türk Talebe Birliği)  olmak üzere ülkede ne kadar islam referanslı milliyetçi dernek yada gruplar varsa aralarında vurucu güç için gençler seçilmiş, onlara kırsal arazilerde silahlı eğitim verilmiş ve kendilerine devamlı yapılan komünistler ülkeyi satacak, siz milliyetçiler önliyeceksiniz bu vahim durumu şeklinde telkinlerle, milliyetçi duyguları pohpohlanarak resmen savaşa hazır duruma getirilmiştir.

Ülkücü gençlik denen bu gruplar hakkında gerek basında ve gerekse mecliste yapılan suçlamalar için devrin Başbakanı Süleyman Demirel bizzat "Bana hiç kimse ülkücüler cinayet işliyor" dedirttiremez diyebilmiştir, her türlü çalışmalardan haberi olduğu halde.



Hazırlanan bu tezgah sayesinde Türkiye Cumhuriyeti Devlet güçleri artık devrimcilere ve sol görüşlülere karşı amansız bir savaşın içine girmiştir. Herne kadar bu çatışmanın sadece Ülkücü gençlik ile solcu gençlik arasında olduğunu beyan etselerde, Ülkücü gençlik sadece öncü birlik gibi kullanılmış, esas devletin tüm güçleri ise onların arkasında polisiyle, askeriyle, tankıyla, tüfeğiyle  vurucu faaliyetini sürdürmüştür.



Bunlar da yetmez gibi sıkıyönetim cunta mahkemeleri gözaltına alınan tüm solcuları , sol görüşlüleri hiç bir delil gözetmeksizin tamamını cezaevlerine göndermiştir.

Bu arada varolduğu ayan beyan ortada iken hep gizlenen, resmi olarak açıklanmayan kontr gerilla örgütü de boş durmaz ülkeyi bir askeri darbeye hazırlamak için elinden geleni yapar. Genç, işçi, kadın, çocuk demeden ölümlerine neden olacak, kimin yaptığı belli olmayan kanlı olaylara imzasını atacaktır.

Nihai kesin darbenin vurulacağı Eylül-1980 e kadar ülke adeta bir iç savaş örneği çatışmalara sahne olmuş, sayısı belirsiz gençler öldürümüş, bir çoğu tutuklanmış, işkence altında hayatını kaybedenler hızla çoğalmış, cinayetler artık günlük olaylar arasında sayılmaya başlamıştır.
Ortalığı tam anlamıyla kn gölüne çevirmeyi başaran AD ve yerli işbirlikçileri sayesinde ekonomide dibe vurmuş, yokluklar, kuyruklar halkı iyice bezdirmiştir.

Ve nihayet zamanın geldiğini gören Kenan Evren liderliğindeki cunta bir sabah darbe yaptığını ilan etmiş, tabi ortalık süt liman, anında çatışmalar duruvermiştir nedense.
Sonrasında nemi olmuş dersiniz, işte size güzel bir Türkiye örneği, ABD öl desin ölecek iktidarlar, Sovyet tehlikesinin bitmesine rağmen.



Kısaca anlatmaya çalıştığımız bu karanlk dönemin ilk kurbanları ise işte bu üç fidan, üç genç, üç cevher, üç bağımsızlık sevdalısı.

1971 Kış sonuna doğru yakalanan bu üç genci, ne yazıkki ihbar edenler de uğruna canlarını feda ettikleri köylü vatandaşlarımızdan bazıları. Türkiye hep böyle tezatlar içinde yuvarlanır gider zaten.

Bir ihbar sonu karlı bir kış günü kırsal alanda pusuya düşürülen Deniz Gezmiş, elinde son sistem otomatik silah olmasına rağmen tetiğe basmayı hiç düşünmemiştir. 
Tutuklu iken kendisiyle yapılan bir röportajda neden silah kullanmadığını soran gazeteciye " Benim sonum zaten belli, orada tetiğe basıp birkaç emir kulu günahsız askerin ölmesine vijdanım izin vermezdi" diyebilecek kadarda merhametli ve insan sever olduğunu kanıtlamıştır bu güzel yiğidimiz. 

Gerçi şu gerçek varki insan sevmeyen insan için niçin savaşsın, niçin canını tehlikeye atsın. Bu durum tüm realist solcu ve devrimcilerde değişmez bir olgudur.
Onlara karşı bilir bilmez karşı tavır alanlara şunu söylemek isterimki Deniz Gezmiş ve gurubu isteseydi, bir iki banka soyar, eroin işine girer ve günümüz varlıklı kişiler arasında rahatlıkla yerini alabilirdi.

71 Kış sonunda yakalanan üç fidan hakkında cunta savcılarınca hızla iddianame hazırlanmış ve Temmuz-1971 de mahkemesi başlamış, 9.Ekim.1971 günü ise cunta mahkemesince karar verilmiş, kalem kırılmış ve Türkiye Çoook büyükkkk bir badireden!!! kurtulmuştur.



İdam kararının verildiği mahkemede iddia makamında savcı Baki Tuğ, İdam kararını veren mahkeme başkanı ise Hakim Tuğgeneral Ali Elverdi.



İdam kararı TBMM ne geldiğinde başta İnönü  ve Ecevit olmak üzere tüm CHP millet vekillerinin red oyuna karşılık, iktidarda bulunan AP Başkanı Süleyman Demirel başta olmak üzere 276 AP millet vekilinin evet oyu ile idam edilmeleri kabul edilmiştir.



Kabul kararından sonra ise ne yazıkki 276 AP millet vekili birden utanmadan, yüzleri kızarmadan "Üç bizden üç sizden" naralarıyle alkış tutmuşlardır.
Meclisin bu kabul kararı yine ne yazıkki hiçbir itirazda bulunmayan zamanın Cumhur Başkanı Cevdet Sunay tarafından anında onaylanmıştır. 



Hepsinin başı göğe erdi ve sayelerinde ülke kurtuldu. Tabiki kurtuluş ABD uyduluğu yanında ülkeyi ümmetçi bir topluma dönüştürmek vede resmen araplaştırmak şeklinde idiyse kutlarım onları, sağ kalanlar biraz akılları yerinde kaldıysa iyice baksınlar Türkiye Cumhuriyeti'ne ve eserleriyle gurur duysunlar.



O üç genç fidanın mezarlarına her yıl 6.Mayıs da gidilir çiçekler bırakılır, mezarı başında yiğitliklerinden bahsedilir, devrimcilik yönleri övülür, dolyısıyle ölümsüzleşir de, onlar için uyurken bile parmak kaldıran, ölümleri için karar çıkaran 276 millet vekilillerinden ölenlerin mezarının nerde olduğunu kimse bilmez, sağ olanlar ise kimsenin yüzüne bakamaz.

İşte bu dünyada canlılar arasında insan geçinenlerle insan olanlar arasındaki fark burada alenen görülmektedir.

BENZER KONULAR :
Deniz Gezmiş'in İdamı
Ulucanlar Cezaevi Müze oldu

ETİKETLER : DENİZ GEZMİŞ - YUSUF ASLAN - HÜSEYİN İNAN - ALİ ELVERDİ - BAKİ TUĞ - DEMİREL - ECEVİT - KENAN EVREN - ABD  - MTTB - ÜLKÜCÜLER - KONTR GERİLLA 





Share
Bizi Takip Edin

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder



BUNLARDA DİKKATİNİZİ ÇEKEBİLİR











TARİHTE BUGÜN-Hürriyet Kafe


Tarihte Bugün v.8.0
************************************

FOREX
Green Card çekilişine katılarak siz de ABD de yaşama ve çalışma imkanına kavuşabilirsiniz! ABD......
ADİL IŞIK