.

.
Bumerang - Yazarkafe


19 MAYIS

19 MAYIS

YASAK SİTELER

27.5.14

0

2014 Altın Palmiye Kış Uykusu Filmine verildi.



CANNES FİLM FESTİVALİ’nde ALTIN PALMİYE  32 YIL SONRA YİNE TÜRKİYE’de

Usta Yönetmen Nuri Bilge Ceylan’ın “Kış Uykusu” adlı filmi, Mayıs-2014 de yapılan 67. Cannes Film Festivali’de en iyi film ödülü dalında “Altın Palmiye” ödülünü alarak, 32 yıl sonra ikinci kez bu ödülü Türkiye’ye getirmiş oldu.


Ödül töreninde konuşan Ceylan "Ödülümü son bir yılda Türkiye'de hayatını kaybeden gençlere adıyorum" dedi ve Altın Palmiye Ödülü'nü Uma Thurman ile Quentin Tarantino'nun elinden alırken salondaki misafirler Ceylan'ı ayakta alkışladı.



Bilindiği gibi, film dünyasında söz sahibi olan  Cannes Film Festivali’nin her yıl sinema filmi dalında verdiği  “Altın Palmiye” ödülünü ilk defa Türkiye’ye getiren, o yıllarda sürgünde olan dev sanatçı ve özgürlük sevdalısı Yılmaz Güney’di.

Nuri Bilge Ceylan'ın ödülü aldıktan sonra basın karşısında sağ kolunu yumruğunu sıkmış durumda yukarı kaldırması, Yılmaz Güney'e karşı olan saygısını dile getirdi şeklinde değerlendirildi.



Güney bundan 32 yıl önce 1982 yılında yapılan 35. Cannes Film Festivali’nde “YOL” isimli filmiyle Altın Palmiye ödülünü kazanmış ve bunu Yunanistan’lı Yönetmen Costa Gavras’ın yönettiği “Missing” (Kayıp) filmiyle paylaşmıştı.

Zamanın baskıcı faşist iktidarları yüzünden, dünya müzik literatürüne imza atan Yol filmi, ne yazıkki 1999 yılına kadar Türkiye’de vizyona girememiştir, öyleki bırakınız vizyona girmesini, videosunu izleyen gençler, çeşitli cezalara çarptırılmış, içeri atılmıştır.

Bizler Müslüman Türk olarak sanatı ve sanatçıları çok sever vede takdir ederiz vesselam. Onun içindir ki, dünya çapındaki şairlerimizi, aydınlarımızı, sanatçılarımızı, yönetmenlerimizi gurbet ellerde vatan hasreti içinde ölmelerine göz yummuşuz, sağ olanların ise arkasından söylenmedik laf bırakmamışız.

Örnekmi istersiniz, buyurun :

Usta Şair ve Bağımsızlık sevdalısı Nazım Hikmet Ran :
Kominizm propagandası ve ardından her zamanki gibi eklenen vatan hainliğine kadar saçma sapan suçlamalar ki bu suçlamaları yapanda, içeri attıranda milli şef İsmet İnönü ve erkanı. İstiklal Savaşında Lenin ve yoldaşlarından aldığı yardımları unuturcasına.

Zamanın Aydınlık ve Resimli Ay Dergilerinde yazdığı yazılardan dolayı, sadece düşüncelerini  şiir ve nesir türünde kaleme aldığı için birinci davada 15 yıl hapsi istenmiş, tutuklanacağını anlayınca gizlice Sovyetler Birliğine gitmiş, 1928 yılında çıkan genel af dan yararlanıp geri dönen Nazım, Resimli Ay Dergisinde çalışırken tekrar dava açılmış ve 28 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır, olayın en acı tarafı ise can alan canilere 24 yıl hapis veren zamanın tek parti iktidarı, Nazım’a sırf düşüncesini açıklamasından dolayı 28 yıl ceza verebilmiştir.

Bu yüz kızartıcı cezanın infazı için cezaevine girmiş, 12 yıl yattıktan sonra tahliye olmuş, ancak askere alınacağı bildirilince, öldürülme korkusu ve gerçeği nedeniyle 1950 yılında tekrar Sovyetler Birliği’ne gitmiş ve bir yıl sonrada zamanın DP hükümetince 25.Temmuz.1951 tarihinde Türk Vatandaşlığından çıkarılmıştır.
Nazım 3.Haziran.1963 günü genç denecek bir yaşta (61) kalp krizinden yaşama gözlerini yummuştur.

Usta Sanatçı, Yönetmen, Senaryo Yazarı Yılmaz Güney :
1959 Yılında hikaye ve senaryolarıyle sinema dünyasına giren Güney, yazılarının sol içerikli ve devrimci nitelikte olmasından dolayı, zamanın sağcı faşist iktidarlarının hedefi durumuna gelmiş, dolayısıyle de istihbarat örgütlerince kara listeye alınmıştır.

1972 Yılında asker destekli faşist iktidarın kolluk kuvvetlerince gözaltına alınıp yargıya teslim edilen ve “Devrimcilere yardım ve yataklık yaptığı” gerekçesiyle 2 yıl hapse ve ardından sürgün cezasına çarptırılan Güney, içerde kaldığı zaman içinde devrimci şiir, öykülerini yazmaya devam etmiş, 1974 yılında çıktıktan sonra aynı yıl “Arkadaş” filmini tamamlamış, arkasından “Endişe” filminin çekimine başlandığı sıralarda, Yumurtalık İlçesindeki bir gazinoda tartıştığı ilçe yargıcı Sefa Mutlu’yu vurarak öldürmesinin ardından 1976 yılında 19 yıl hapis cezası almış, 5 yılını yattıktan sonra İsparta Açık cezaevinde iken, 9.Ekim.1981 günü izinli olarak dışarı çıktığında, ili terk ederek Yunanistan Meis Adası üzerinden İsviçre’ye kaçmıştır.
İsviçre’den Fransa’ya geçen Güney geri kalan ömrünü burada geçirmiştir.


Fransa’da iken senaryosu ve kurgusu kendisine ait olan ve Şerif Gören tarafından 1981 yılında çekilen “YolFilmi, 1982 Cannes Film Festivali’nde “Altın Palmiye” ödülüne layık görülmüştür.
Son günlerini Paris’te geçiren Yılmaz Güney, çalkantılı geçen uzun yılların verdiği stres neticesi sağlığını kaybetmiş ve yakalandığı mide kanserine yenilerek 9.Eylül.1984 günü yaşama veda etmiştir. Mezarı, Paris yakınlarında bulunan Pere Lachaise Mezarlığı’ndadır.

Besteci ve Özgün Müzik Sanatçısı Ahmet Kaya :
Türk, Kürt ayırtedilmeksizin tüm toplumca beğeni ile dinlenen özgün ve Türk Halk Müziği eserleri, bağlaması eşliğinde seslendiren Ahmet Kaya’da ne yazıkki, sola yatkın düşünceleri yüzünden yine faşist iktidarlar ile bazı aşırı milliyetçi kesimin hedefi haline gelmiştir.

Resmen olmasada mahalle baskısı yüzünden bazı mekanlarda CD. lerinin çalınması dahi yasaklanmış, bu baskı nihayet 10.Şubat.1999 günü Magazin Gazetecileri Derneği’nin Princess Otel kongre salonunda düzenlenen ödül töreninde “Yılın en iyi sanatçısı” ödülünü aldıktan sonraki teşekkür konuşmasında doruk noktasına geldi ve sanatçıya hakaretler, küfürler yağmaya başladı, hatta çatallar, kaşıklar atıldı sanatçıya kendini bilmez sözde Atatürk’çü misafirler tarafından, birazda reklam için tabi.

Bu kaba harekete MGD görevlileride destek çıkar mahiyette hareketlerle onu dışarı çıkardılar. Bu kafatascıları kızdıran vede terbiyesizce saldırıya geçmelerine sebeb olan konuşma ise şöyleydi kısaca:
Ben bu ödül için İnsan Hakları Derneğine, Cumartesi Annelerine, Tüm Basın Emekçileri ve Türkiye halkına teşekkür ediyorum. İrde bir açıklamam var : Şu anda hazırladığım ve önümüzdeki günlerde yayınlayacağım albümde bir Kürtçe şarkı söyliyeceğim ve bu şarkıya bir klip çekeceğim. Aramızda bu klibi yayınlayacak yürekli televizyoncular olduğunu biliyorum, yayınlamazlarsa Türkiye halkıyla nasıl hesaplaşacaklarını bilmiyorum.
Bir Kürt kelimesine dahi müsamaha gösteremiyen, onlarında bu ülkenin birer vatandaşı olduğunu kabul etmek istemeyen densizlerden bazıları, bu günlerde, biz bir şey yapmadık, sadece ordaydık, yada pişmanım özür dilerim deselerde o günün utancını kolay kolay üzerlerinden atamayacaklardır.

Kaldıki sevmediğimiz AKP iktidarı döneminde, C.Başkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri’nde  Müzik alanındaki ödül, ölümünden sonrada olsa Ahmet Kaya’ya verilmiştir.

Ödül törenindeki müessif olay yazılı ve görsel basında sık sık dile getirilince, gündemdeki konuyla ilgili araştırma yapan gazetecilerden Hürriyet Gazetesi Muhabirlerinin eline birkaç fotoğraf geçer ve hemen manşet haber olarak yayınlanır.

Habere göre Berlin’de 1993 yılında yapılan Kürt İşadamları gecesinde türkü söyleyen grubun içinde Ahmet Kaya’da vardır ve arka planda ise PKK bayrakları.
Demoklesin Kılıcı gibi solcu ve devrimcilerin başının üstünde sallanan Devlet Güvenlik Mahkemelerinden bir savcı, Gazetedeki resimleri görünce fırsatı kaçırmaz, resimleri ihbar kabul eder ve bir iddianame hazırlıyarak İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne sunar, Mahkeme davayı kabul eder ve toplam 10.5 yıl hapis istemiyle iki dava açılır.
Sonradan bu resimlerin foto montaj olduğu tesbit edilmiş olsada, mahkeme Ahmet Kaya’ya 3 Yıl 9 Ay hapis cezası verir.
Ancak durumu önceden sezen ve iftiraya uğradığını anlayan Kaya mahkeme safhasından önce ülkeyi terk etmiştir ve aynen Yılmaz Güney gibi oda Fransa’ya geçer, Paris’te çalışmalarına devam eder.

Yeni albümlerinden birisi olan “Hoşçakalın Gözüm”  ün kayıtlarını yaparken, 16.Kasım.2000 günü gece yarısı Paris’in Porte de Versailles Semtindeki evinde kalp krizi geçirerek yaşama veda eder.
Cenazesi 30 bini aşkın kişinin refakat ettiği bir törenle Paris’teki Pere Lachaise Mezarlığına defnedilir.

Bir Diğer Değer Piyanist-Müzisyen Fazıl Say :
Ülkemizin yetiştirdiği özellikle klasik müzik dalında bir deha olan ve dünya klasik müzik literatüründe başları çeken, başta Avrupa’nın en büyük ve en prestijli müzik ödülü olan ECHO Ödülü olmak üzere 10 un üzerinde çeşitli ödülleri elinde bulunduran  Piyanist- Müzisyen Say.

Herne kadar gerek resmi kurumlarca ve gerekse mahalle baskısıyla henüz yurt dışına sürgüne gönderilmemiş olsada, hakkında söylenmeyen hakaretler, küfürler, gizli gizli tehditler kalmadı.
Arkasından devletin yargı organlarıda aşağı kalmaz bu önyargılı topluluklardan, açarlar kitabı defteri ve Say’ın Twitter’de attığı mesajlarda, Ömer Hayyam’a ait rubaileri paylaşmış, ben ateist’im demiş, belki birazda İslam hakkında eleştirisel laf söylemiş, bunların arasında bir suç unsuru bulurlar ve “Halkın benimsediği değerleri alenen aşağılamak” gerekçesiyle 15.Nisan.2013 tarihinde 10 Ay Hapis cezasına çarptırırlar.


Ancak mevcut yasalara göre bu cezayı veren hakime şunu sormak gerekir, Fazıl Say gibi düşünen, onun fikir ve inanışlarını aynen kabul eden vede yaşayan milyonlarla ölçülebilecek bir toplum var Türkiye’de.
Karara göre bu gruptaki insanlar ya halkın bir parçası değiller, yada kararda bir yanlışlık var, doğrusu bize göre, başlangıç kısmı “Halkın..” değilde, “halkın bir kısmının yada çoğunluğunun…” diye başlaması gerekirdi.

Diğer ikinci bir değer daha Yazar Orhan Pamuk :
ABD. Time dergisinin anketinde TİME 100 : “Dünyamızı biçimlendiren kişiler” 100 Kişiden biriside Orhan Pamuk olmuştur. Kitapları tüm dünyada toplam 11 milyon baskıya erişen Pamuk, 2006 yılı Nobel Edebiyat Ödülü’nünde sahibidir. Bu ödül Türkiye’de ilk ve tek Nobel ödülü olarak tarihe geçmiştir.

Ödülden sonra Pamuk hakkın dada birçok çekememezlikten yada aşırı milliyetçilikten dolayı eleştiriler yapılmış, ileri geri konuşmalara muhatap olmuştur.
Bu eleştiriler bir ara okadar ileri gitmiştirki sözde Orhan Pamuk, Ermeni soy kırımını destekler mahiyette yazılar yazmış, onları kayıtsız şartsız desteklemiş ve o yüzden de ödülü almış.

Bunlardan başka faşist 1980 darbesini müteakip, yurt dışına kaçmak zorunda bırakılan, orada kalan yada geri dönen o kadar çok insan vardırki, bu gün için sayısını kimse bilemez.


Bunlarda yetmezmiş gibi “böyle sanatın içine tüküreyim” yada “bu ucubelerin ne işi var burada” diyenleri hep iktidarda tutmuşuz vede alkışlamışız.

VE SON OLARAK DÜNYAYA BİZİ TANITAN BİR DEĞER İNSAN DAHA 

Usta Yönetmen Nuri Bilge Ceylan :

Bu yıl Cannes Film Festivali’nde “Kış Uykusu” filmiyle Altın Palmiye Ödülünü alan ve Ülkemizi dünyaya bir kez daha tanıtan Nuri Bilge Ceylan kimdir.

Aslen Çanakkale İli’ne bağlı Yenice İlçesi’nden olan Bilge Ceylan, 26.Ocak.1959 tarihinde İstanul/Bakırköy’ de dünyaya gelmiştir. Babası Mehmet Emin Ceylan o yıllarda Yeşilköy Zirai Araştırma Enstitüsü’nde Ziraat Mühendisi olarak görev yapmaktadır.

Yoksul bir ailenin çocuğu olan baba Emin, kendisinden küçük iki erkek kardeşi ve annesiyle birlikte Yenice İlçesi’nin Çakıroba köyünde oturmaktadır ve ailede tek tahsil yapanda baba Emin’dir.

İdealist bir düşünce sistemine sahip olan baba Emin, bu özelliği nedeniyle tayin istemiş ve Bilge iki yaşında iken aile Yenice’ye yerleşmiştir.

Bilge ve ablası Emine için Yeşillikler diyarı Yenice, kırlarında özgürce koşturacakları, tabiatla iç içe yaşıyacakları bulunmaz bir yerdir artık. Bilge ilk okul 4 e kadar burada okur, ancak ablası ortaokulu bitirdiği için, Lise bulunmayan Yenice’ye veda etmek zorundadırlar ve 1969 yılında tekrar İstanbul’a geri gelirler.

İlk, Orta ve Liseyi Bakırköy’de bitiren Bilge, 1976 yılında İTÜ Kimya Mühendisliği bölümünü kazanır ve okula kaydını yaptırır. Ancak iki yıl devam ettiği kampuste, meydana gelen çatışmalar, işgaller nedeniyle ir türlü öğrenimi tam anlamıyla sürdüremez.
1978 Yılında tekrar imtihana girer ve o yıllar daha sakin olan Boğaziçi Üni. Elektrik Mühendisliği Fakültesine geçer.
Üniversitenin zengin kütüphanesi ile bir takım çeşitli etkinliklerin bulunması, özelliklede, fotoğrafçılık, klasik müzik, sinema gibi klupler onun arayıpta bulamıyacağı türden etkinliklerdir ve kuluplere anında üye olur, ayrıca dağcılık ve santranç kuluplerinede üye olur, etkinliklere katılır.
Bu arada onun geleceğinin ilk adımı sayılacak olan seçmeli sinema derslerinide almaya başlar.


1985 Yılında Fakülteden Elektrik/Elektronik Mühendisi olarak mezun olduktan sonra yapamıyacağı tek iş vardır oda mühendisliktir ve diplomasını bir kenara koyarak, gelecekte ne yapması gerektiği üzerine çalışmalara başlar.
Londra’da başlayan arayış Katmandu’ya kadar uzanır, doğu batı derken aylarca süren arayıştan ve fotoğraf çekimlerinden sonra Türkiye’ye döner ve askerlik görevini yapmaya başlar.1,5 Yıl sürecek olan askerlik görevi içinde kararını vermiştir Bilge Ceylan, oda sinemadır.


Terhis olduktan sonra verdiği bu kararı uygulamaya koyulur ve ilk önce M.Sinan Üni.Sinema Bölümüne girer, bir yandan da geçimini sağlamak için tanıtım fotoğrafları çekmeye devam eder.
Ancak Bilge için zaman çok önemlidir, iki yıl devam ettiği okulu bırakır ve sinema alanına resmen geçiş yapar artık. 
Önce arkadaşı olan Mehmet Eryılmaz’ın çekmeye başladığı kısa filmde rol alır, amacı rolden ziyade çekim tekniklerini yakından görmek ve teknik sürece katılmaktır. Bunda da başarı sağlayan ve nazari bilgisini pratik le pekiştiren Bilge, filmde kullanılan Arriflex.2B marka kamerayı satın alarak, kendi filmini çekmek için ön çalışmalara başlar.



Elinde pek malzeme olmadığı için TRT Kurumundan aldığı kullanım tarihi geçmiş filmler ve Rusya seyahatinde valizinde getirdiği filmleri kullanarak 1993 sonlarına doğru ilk filmini çekmeyi başarır, Koza adını verdiği bu kısa metrajlı filmi 1995 Mayısında Cannes Film Festivali’ne gönderir ve bu ilk filmi, Cannes’te yarışmaya katılabilecek nitelikte film olarak seçilir, aynı zamanda da Türkiye’nin Cannes’te yarışmaya katılma hakkını kazanan ilk kısa  film unvanınıda almış olur.


Koza filmiyle başlayan seri, Kış Uykusu’na kadar devam eder ve Bilge’nin yönetmiş olduğu toplam 8 Adet filmde, gerek yurt içinde ve gerekse yurt dışında ödül almış durumdadır.

En son ve en büyük ödüle layık görülen “Kış Uykusu” hakkında bilgiler :
Yapım              : Türkiye-Almanya-Fransa, Tarih 2014
Yapımcı           : Zeynep Özbatur
Yönetmen        : Nuri Bilge Ceylan
Senaryo           : Nuri Bilge Ceylan – Ebru Ceylan
Film İsmi          : Kış Uykusu (Winter Sleep)
Film Türü         : Dram
Fil Süresi          : 196 Dk.
Oyuncular        : Haluk Bilginer – Nejat İşler – Demet Akbağ – Melisa Sözen – Mehmet Ali Nuroğlu.


Filmin Kısaca Hikayesi :
Uzun ve yorucu çalışmalarının ardından emekli ve eski bir oyuncu olan Aydın (Haluk Bilginer), emeklilik günlerini sakin ve huzur içinde geçirmek için, Orta Anadolu’nun Kapadokya Bölgesindeki küçük bir kente yerleşir.

Ancak umduğu rahatlığı ve sakin yaşamı bulamaz bir türlü, çünkü Eşi (Melisa Sözen) ile kız kardeşi (Demet Akbağ) arasındaki geçimsizlik ve süregelen sorunlar, Aydın’ında huzurunu bozmuş, bir anda kendisini bir sorunlar yumağı içinde bulmuştur.

ETİKETLER : KAPADOKYA - MELİSA SÖZEN - DEMET AKBAĞ - HALUK BİLGİNER - EBRU CEYLAN - ZEYNEP ÖZBATUR - CANNES FİLM FESTİVALİ - M.SİNAN ÜNİVERSİTESİ - İTT - BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ - ORHAN PAMUK - YILMAZ GÜNEY - AHMET KAYA - NAZIM HİKMET RAN - FAZIL SAY - ALTIN PALMİYE - KOZA - YOL - KIŞ UYKUSU.

Dsmart_banners 336x280 Image Banner

Green Card çekilişine katılarak siz de ABD de yaşama ve çalışma imkanına kavuşabilirsiniz!




Share
Bizi Takip Edin

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder



BUNLARDA DİKKATİNİZİ ÇEKEBİLİR











TARİHTE BUGÜN-Hürriyet Kafe


Tarihte Bugün v.8.0
************************************

FOREX
Green Card çekilişine katılarak siz de ABD de yaşama ve çalışma imkanına kavuşabilirsiniz! ABD......
ADİL IŞIK