.

.
Bumerang - Yazarkafe


19 MAYIS

19 MAYIS

YASAK SİTELER

12.7.13

0
CHP , 6 Ok ve Kapitalizm.


CHP ve 6 OK İLKELERİNİN KAPİTALİZMDEKİ YERİ

GİRİŞ :
Çok partili sisteme geçişten sonraki 1950 seçimlerinden günümüze kadar 60 yıldır yapılan  seçimlerin tamamında  CHP nin neden tek başına iktidara gelemediğini yazarlar, çizerler, siyaset bilimcileri yazdılar, söylediler, bilimsel açıdan demeçler verdiler ve tüm bu tezlerin sonucundaki  ortak noktada CHP parti programının değiştirilmesinin  gerekliliği ortaya çıkmış oldu.
Bu ortak kanıya CHP nin yaklaşımı ne olmuştur, değişime sıcak bakmışmıdır, bakmış ise uygulama gerçekleşmişmidir, bu yazımızda CHP nin bu çıkmazını analiz etmeye çalışacağız.


Bilindiği gibi her uygulama, her program, her ilke yada kararlar ancak bulunduğu ortamda ve zamanda geçerlidir. Bu gerçek siyaset, ekonomi, inanış  ve tüm sosyal yaşam alanlarında değişmez bir olgudur.

Diyalektik Materyalizm felsefesinin ana ilkesi olan ve geçmişte olduğu gibi günümüzde de tüm dünya yaşam alanında kabul gören “Değişmeyen tek şey değişimdir” gerçeğinden yola çıkarak ana konumuz CHP olmakla birlikte, geçmişten günümüze, tarihe damgasını vuran olayların birkaç tanesine değinelim.

DÜNYADA DEĞİŞİME DİRENENLER: 
İlk örnek olarak Doğu Roma İmparatorluğu’nu (Bizans) verebiliriz. Bin yıllık geçmişindeki ataları gibi tüm geleceğini yıkılmaz sandığı surlara, Avrupa’dan gelecek yardımlara ve kilisenin dualarına bağlayan son İmparator Konstantin Palaiologos, güney ve kuzeyi Osmanlı Devleti tarafından ele geçirilmiş, Edirne başkent olmuşken, bu gelişen büyük ulusa karşı durabilmek için zamanın modern top yada silahlarına sahip olma isteği yerine o hala yardım alabilmek için Katolik Avrupa Kiliseleri ile kendi Ortodoks Kiliselerini nasıl birleştireceğini düşünür, papazlara, rahiplere dualarını eksik etmemesini söyler, rüyalardan, falcılardan, büyücülerden gelecek tayini yaptırarak zaman kaybede dursun, 


Genç Padişah II.Mehmed zamanın en ünlü bilim adamlarını, Macaristan’lı topçu ustalarını ve teknik adamlarını sarayda bir araya getirmiş, onlara geniş imkanlar vererek, İstanbul’un fethi için gerekli çalışmalara başlamıştır. 



Nihayet yeniliklere açık olan II.Mehmed, hazırlattığı dünyanın en büyük topların namlularını surlara doğru yönelterek sıralamış, 300 bin kişilik düzenli ordusunu İstanbul’un çevresine yerleştirmiş ve Galata üzerinden yeteri kadar kadırganın Haliç’e indirilmesi için gerekli plan ve malzemeleri hazırlamış, 2.Nisan.1453 günü başlayan kuşatmanın ardından 29.Mayıs.1453 günü şehre girilerek Bizans İmparatorluğuna son verilmiştir.



Aynı durum bir türlü değişime yanaşmayan ve yeniliklere adım atamayan,dinin baskıcı kurallarını kendi hükümranlıkları için kullanan ve dinde reformu yada mevcut koşullara göre yorumunu bırakın yapmayı, bir kelimesinin dahi değişmesini kabul etmeyen Osmanlı’nında başına gelecek ve değişime karşı direnmenin cezasını 1 nci Dünya Savaşı’ndaki yenilgisiyle ödiyecek ve tarih sayfasından silinecektir.

RÖNESANS :
Oysaki Osmanlı’nın en şaşaalı ve yükselme zamanlarında istilalara hedef olan Kıt’a  Avrupa’ sında kiliselerin baskıcı ve beyinleri uyuşturucu tutumuna karşı bayrağı çeken Martin Luter ve benzeri düşünürler, her türlü baskı ve tehditlere rağmen davalarından vazgeçmemişler, o günlerde hiç adı geçmeyen özgürlük ve demokrasi adına yaptıkları çalışmalara zamanla halk desteği sağlanmış bu yeni adıma tüccarların ve bir kısım prenslerinde katkısı oluşunca, sosyal yaşamda, sanatta, bilimde, dinde yeni yeni akımlar ortaya çıkmış böylece tarihte adına Rönesans denilen yenilikçi akım kendisini göstermiştir.



Rönesans akımıyla birlikte, önce kiliselerin kendi güçlerini korumak adına dini kullandıkları gerçeği anlaşılmış, zaman içinde tüm mallarına el konulmuş ve Kutsal Kitapları İncil her ülkenin kendi diline göre çevrilmiş ve yorumlanmış, çalışmanın ibadet sayıldığı ağırlını taşıyan yeni bir mezhep ortaya çıkmıştır.

Protesto neticesi ortaya çıkan bu mezhebe de Protestanlık (Protestantism) adı verilmiştir. Protestanlar kendi kiliselerini kurmuşlar, kiliselerin bundan böyle mal mülk sahibi olmaları, siyasete ve devlet işlerine müdahale etmeleri tamamen önlenmiş, sadece uhrevi olarak görev yapmaları sağlanmıştır.
Rönesans sonrası Avrupa gerek bilim sanat  dallarında hızla ilerlerken, bunların yanında yeni yeni dünya keşiflerine girişilmiş, sanayileşme yolunda ilk adımlar atılmış ve hızla gelişmiştir.

RÖNESANS SONRASI İSLAM ÜLKELERİ :
Avrupa bunları yaparken başta Osmanlı olmak üzere tüm İslam ülkeleri inadına dinde hiçbir yeniliğe adım atmamış, atamamış ve sonuçta da ya yıkılıp yokolmuşlar yada sömürge durumuna düşmüşlerdir.

Günümüzde dahi dünyadaki İslam ülkeleri ve İslam çoğunluklu ülkelerin tamamı ne yazıkki hala dinin değişmez ilkeleri eşliğinde yaşamlarını sürdürmekte, bunların büyük bir bölümü hiçbir ilerleme kaydetmeden sömürülmeye devam etmekte, gelişmek için adım atanlar ise ülkemiz ve benzeri birkaç ülke, yine din bezirganlarının gayreti ve muhafazakar partilerin oy kaygısı nedeniyle halkın kendi dinini kendi dilinden ve gerçek ayetleri inceliyerek öğrenmesi engellenmiş, dolayısıyla halkın din anlayışı, aynen Rönesans öncesi hiristiyanlar gibi sadece ahiret, cennet, cehenneme endekslenmiş ve aydınlanması önlenmiştir.


İçte bu aydınlanmayı önleme gayreti içinde bulunan birtakım din alimleri ve partilere, dıştaki  gelişmiş ülkeler, sömürülecek ülkelerin varlığını sürdürmeleri için ellerinden gelen desteği  çeşitli yollardan vermektedirler.

CHP ve İKTİDAR :
Tarihte ve günümüzdeki bu gelişmeler eşliğinde, değişim olgusunun ne kadar önemli olduğunu gözlemledikten sonra, büyük bir misyon yüklenmesi gerektiğine inandığımız CHP nin hala değişime karşı bu kadar direnmesini anlamak mümkün değildir.

Bu durumda parti yöneticilerine hatta tüm ülkedeki il ve ilçe örgütlerine iki soru yöneltmemiz gerekecektir :
1- Siz parti olarak ülke içinmi varsınız yoksa kendiniz içinmi?
2- İçinizde İktidara talip olmanızı engelleyen dıştan yada içten ajanlarmı mevcut?

Birinci soruya , az olsun bizim olsun, bize ana muhalefet parti olmak yeterli, gerek seçilmiş millet vekili olarak ve gerekse örgüt görevlileri olarak, 4 yılda bir, bir kısmımız değişsede yönetici grup olarak biz değişmeyiz ve devam ederiz, buda bize yeter diyorsanız söyliyecek sözümüz olmaz. Ülkede CHP oy oranı bellidir ve %25 dolaylarındadır, bu oranla dileğiniz gerçekleşir güle güle oturun deriz.

Amma velakin hayır biz ülke için varız diyorsanız, ozaman taşın altına elinizi koyacaksınız ve riske gireceksiniz.
Değişime karşı direnmeye son verecek ve parti programında gerekli değişikliği yapacak ya iktidar yada yok oluruz diyeceksiniz.

İkinci soruya gelince evet içimizde birkaç ajan var, iktidara alternatif olmamız engelleniyor diyorsanız vahim bir olay, ajanları tesbit edip örgütte veya merkezde anında ihraç edeceksiniz. Ama yok öyle bir şey mümkünmü  derseniz bu daha çok vahim, çünkü gerçekleri göremiyorsunuz anlamına gelir bu yanıt, ya at gözlüğü kullanıyorsunuz yada uzağı göremiyecek kadar bir rahatsızlığınız var.
Halk arasında bir söz vardır “Göz var izan var be kardeşim”derler. Yıl 2013, neredeyse dünyanın tamamı kapitalist sistem içinde, ülkemizde bu sistem içinde ve tüm ekonomik bağlantıları bu sisteme uyarlı, daha da ileri aşama olan liberal sisteme uyumlu.

6 OK DOKTRİNLERİ :
Hal böyle iken 1930 larda 40 larda uygulanan, uygulanmasıda o zamanki şartlar içinde zorunlu vede yerinde olan CHP ne ait 6 Ok ilkelerinin, aradan geçen 80 yılı aşkın zaman içinde aynen kullanılması yada yorum değişikliği ile uygulanması abesle iştigalden başka bir şey olamaz doğrusu.
Şöyle bir göz atalım 6 Ok ilkelerinin kabul edildiği 1931 yılından günümüze kadar neler olmuş dünyada, neler değişmiş. Değişim ve gelişime okadar ileri seviyede gerçekleşmişki saymaya yada yazmaya kalkmak günleri ayları alacak  düzeyde. Biz sadece dünya siyaset alanına bakalım ve özetliyelim:

- Tüm dünyanı alt üst eden sınırları yeniden çizen, bloklaşmaya sebeb olan vede gelmiş geçmiş savaşların en büyüğü meydana gelmiş ve 70 milyona yakın insan canvermiş.

Savaş sonrası dünya, ortalama 45 yıl sürecek olan bir soğuk savaş dönemine girmiş, sonrasında bu bloklaşmada son bulmuş, sosyalist blok neredeyse tamamen ortadan kalkmış.

- Avrupa Devletlerinin çoğunluğu bir araya gelmiş birlikte yaşamayı kabul etmiş ve bu birliktelikte ne bağımsızlık nede milliyetçilik kavramı kalmış adeta yok olmuş, ekonomide ise küçük bir iki ülke haricinde tüm dünya ülkeleri kapitalizm uygulamasına geçmiş, devletçiliğin, sosyalizmin adı artık ekonomi sayfalarından silinmiş. 


Dünya siyaseti ve ekonomisi bu merkezde iken CHP nin iktidara gelmek için hala benim parti programım dediği 6 Ok ilkelerine bakalım.:

  Cumhuriyetçilik : Egemenliğin kaynağı halktır. Bu kapsamda Cumhuriyet, saltanatın yıkılması ve yerine milli iradenin getirilmesidir. Böylelikle tabaa nın yerini yurttaş almıştır.

  Laiklik : Türkiye Cumhuriyeti, dinlerden ve dinlerin koyduğu kaidelerden değil, hayatın kendinden ve ihtiyaçlarından mülhem olarak işleyen bir devlet mekanizmasıdır. Devlet ve dünya işlerinde dinin hiçbir tesiri yoktur.

  Milliyetçilik : Türkiye Cumhuriyeti dahilinde Türk dili ile konuşan, Türk kültürü ile yetişen, Türk ülküsünü benimseyen her vatandaş, hangi din ve menşeiden olursa olsun Türk’tür.

  Devletçilik : Genelde temel  sanayi ve diğer mlların üretiminin devlet tarafından yapılması, ithal edilen mallar karşısında yerli malların korunmsı için gerekli gümrük önlemlerinin alınması, yapılması Özel sektöre bırakılan malların düzenlenmesi ve kontrolü, yabancı sermaye ye yurt içinde tesis yada fabrika gibi üretim araçlarının verilmemesi ve endüstrinin milli olması.


  Halkçılık :Halkçılık anlayışı, siyasal meşruiyetin temelini halkta bulabilmektir, ekonomik ve siyasal imtiyazların kaldırılmasıdır, sahipsizlerin sahibi olmaktır, çözümleri halk için halkla birlikte bulmaktır.

  İnkilapçılık :İnkilapçılık yada devrimcilik barış içinde kökten değişimdir, çağı paylaşmaktır, geleceğe atılımdır…Çağdaş düşüncelere açılarak yenilikleri kavrayıp benimsemektir.

GÜNÜMÜZDE 6 OK İLKELERİ:
Görüleceği gibi 6 ok ilkelerinin tamamı, yeni kurulan ve olağanüstü durumda bulunan  bir devletin uygulayabileceği  ve uygulamasının şart olduğu bir takım öneriler bütünüdür.
Kurulum aşamasını aşmış ve belirli bir sisteme angaje olmuş devletlerde bu ilkelerin uygulanmasını istemek, ileri demokrasi, özgürlük yanlısı ve Avrupa sosyal demokrat partilerini örnek alan CHP ne yakışmadığı gibi, geçmişe bu kadar sıkı sıkıya sarılmak, değişime direnmek partinin felsefesinede ters düşmektedir.

Kaldıki bu ilkeleri birçoğu günümüz siyaset ve ekonomi doktrinlerinde yer bulamıyacak durumdadır.

Şöyleki :
Bahsi geçen ve tarif edilen Milliyetçilik kavramının sosyal demokrat geçinen bir parti tarafından uygulanması hemen hemen mümkün görülmemektedir, ayrıca Avrupa Birliğine girmek isteyen bir partide milliyetçilik ve bağımsızlık  kavramlarının yer alması hiç düşünülmez.
Olsa olsa böyle bir milliyetçilik anlayışı sadece milliyetçi partilerin propaganda aracı olur.

Devletçilik ilkesinin ise  artık günümüzde uygulanabilmesi söz konusu dahi olamaz. Liberal ekonomi sistemi içindeki bir ülkede, üretimde devlete görev vermek, özel sektörün girişim alanlarını kısıtlamak, iç üretimi korumak için birtakım kararlar almak ve en sonunda da yabancı sermayenin ülkeye girişini ve üretimde yer almasını önlemeye çalışmak, ülkeyi bir asır geriye götürmek  anlamına gelir.  

Halkçılık ilkesi ve sonradan eklenen emeğin hakkı kavramına gelince, anlatımı çok cazip gelir insana, imtiyazsız bir toplum, tüm kararlar halk için ve halkla birlikte alınır gibi insancıl varsayımlar ama, kapitalist bir sistemde ne yazıkki yeri yoktur, sadece belgesellerde, felsefi kitaplarda bahsi geçer okadar. Ülkeleri halklar değil onların seçtiği ekonomik gücü ellerinde bulunduranlar idare ederler.

Emeğin hakkına gelince limiti tesbit edilemeyen bir varsayım, devamı artı emek paylaşımına kadar giderki, bunu ne devlet nede özel sektör paylaşmaz, paylaşamaz, aksi takdirde kendisi batar.

İnkilapçılık : Devrimler kökten değişimlerde geçerli bir kavramdır. Süre gelen bir düzen içinde devrim olmaz sadece geleceğe açıklık olur, yenilik olur, değişime evet olur.

Geriye kalan iki madde Cumhuriyetçilik ve Laiklik zaten anayasanın değiştirilemez maddeleri, herhangi bir parti programı içerisinde yer almasına gerek yoktur.

CHP şayet bu iki ilkenin tehlikede olabileceğini düşünüyorsa, iktidara alternatif parti olmak zorundadır. Aksi takdirde mevcut iktidar arkasındaki destek devam ettiği müddetce, bu ilkeleri dahi değiştirebilir, ne siz ne başkası buna engel olamaz.
Tekrar etmekte yarar var sanırım ve yüz kerede tekrar ederimki, CHP ben ana muhalefet partisiyim diyorsa kesinlikle iktidara alternatif parti olmak zorundadır ve iktidara, karşısında her zaman için iktidar olabilecek bir partinin varlığını hatırlatacaktır.

Bu durumun oluşmasında partinin kendi yapısı engel ise o parti gider başka bir parti gelir ana muhalefet partisi olarak.
Yok oluşuma parti yönetim kadroları engel oluyor ise ozamanda yönetim kadrosu kökten ve tamamen değişmelidir.
Demokratik sistemlerde ülkelerin ve rejimlerinin geleceği ancak eşit ağırlıkta en az iki partinin varlığı ile teminat altına alınabilir.

BENZER KONULAR :
Kemal Kılıçdaroğlu Profil
CHP ve Kılıçdaroğlu
Herkes İçin CHP
CHP ve İktidar
CHP Kurultayından Beklenenler
CHP nde Ne Değişti.
CHP nin Başarısızlığı (Yorumlar)
CHP nde Belirsizlik ve Karmaşa
CHP ile MHP Elele.

ETİKETLER : KEMAL KILIÇDAROĞLU - CHP - RÖNESANS - HALKÇILIK - LAİKLİK - İNKİLAPÇILIK - MARTİN LUTER - PROTESTAN



Green Card çekilişine katılarak siz de ABD de yaşama ve çalışma imkanına kavuşabilirsiniz!

Dsmart_banners 600x800 Image Banner
Share

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder



BUNLARDA DİKKATİNİZİ ÇEKEBİLİR











TARİHTE BUGÜN-Hürriyet Kafe


Tarihte Bugün v.8.0
************************************

FOREX
Green Card çekilişine katılarak siz de ABD de yaşama ve çalışma imkanına kavuşabilirsiniz! ABD......
ADİL IŞIK