.

.
Bumerang - Yazarkafe

YASAK SİTELER

21.9.12

1

Arayan Numaranın görünmesi


TELEKOM SABİT MASA TLF.da ARAYAN No.GÖRÜNMESİ

Caller özellikli (Arayan No.yı gösteren) sabit masa telefonunuz var ama arayan telefon numarasını göstermiyor.Türk Telekom’dan yetki almadıysanız göstermez. 
Bunun için 444 1 444 No.lı telefonu arayın ve Müşteri Temsilcisiyle görüşerek yetki programı isteyin yeterlidir.
Ancak bu yetkiyi talep ederken özellikle “sadece numara gösterme yetkisi” istiyorum demeyi unutmayın.

Nedenine gelince , Size bu yetkiyi verirken hiç sormadan vede haberiniz olmadan ikinci bir yetki daha verirler, bu yetkide “Ücretli Telesekreter” yetkisidir. 
Telefonunuz 4 üncü defa çaldığında cevap vermezseniz (Evde yoksunuz yada yetişemediniz) telesekreter devreye girer ve ücreti faturanıza eklenir. 
Bu sekreter yetkisinin neden verildiğinide yazımız içinde göreceksiniz.

Siz siz olun özelleştirilmiş devlet teşekküllerine, nede olsa eski uygulamalara birazda olsun uyar, kaba tabirle halkı kazıklamaz gözüyle bakmayın, yanılırsınız. 
Onlar artık tam anlamıyla özel sektördür, tüm eylemleri ticari amaçlı olduğu için, kesenizi etkileyebilir.
Türk Telekom'dan örnek verelim :

Türk Telekom’da özelleştirilmeden önce üç çeşit tarife vardı,       7 TL/Ay, 13 TL/Ay ve 19 TL/Ay.
Bu ücretlere 100 kontür aylık kullanım hakkı veriliyordu. Sonraları bu aylık kullanımlar kaldırıldı ve bu zaman içindede kurum %51 hissesi Lübnan’lı bir iş adamına ait olmak üzere satılarak özelleştirildi.

Bu üçlü tarife uygulaması kısa bir müddet devam etti ve eflasyon tek rakamlı hanelere gitmek üzereyken, tamamen kaldırıldı ve tüm abonelerde sabit hat ücreti 14 TL/Ay olarak ayarlandı. 
Sabit tarifeyi baz olarak alırsak tam %100 zam yapıldı ama ne hükümette nede halkta çıt yok. Biriside çıkıp bu ne zammı demedi, üstelik kadirşinas halkımız geçmiş geleneklerine uygun olarak, sessizce adeta memnun olurmuşcasına kabul etti.

Aradan bi müddet daha geçti birtakım paket tarifeler çıktı, 20 TL/Ay, 24 TL/Ay diye giden.
Bir zaman böyle devam ederken nedeni bilinmez, yeni vergilermi çıktıda haberimiz yok, 14 TL. tarife 16.333 TL, 20 TL. tarife 22.90 TL, 24 TL. tarifede 27.90 TL. olarak faturalara yansıdı, açıkçası gizli bir zam daha yapıldı. 
Tabi diğer kademelerde aynı oranda zamlandı.
Yine halkımızda ses yok, sağolsunlar tevekkül sahibi halkımız öyle cömerttirki sessizce kabullendi.

Bu sessiz ve gizli zamlar yapıla dursun, Telekom’un tarifeler dışında hangi yollarla nasıl görünmez, anlaşılması güç gelirler kazandığını görmek istermisiniz.

Bunlardan sadece bir tanesini örnek olarak açıklıyacağım :
1-Yukarıda bahsi geçen “Arayan No.görünmesi” uygulaması. Özelleştirilmeden önce Telekom Merkezine gider, müracaat ederdiniz o günün akşamına yetki verilirdi. 
2-Özelleştirmenin ardında bir müddet böyle devam etti, sonrasında şirket, kullanıcılarına jest yaparak İnternet sitesinden yetki alınmasını sağladı. 
3-Kısa bir müddet sonrasında ise, sanırım bu yolla gelir gelebileceği fikri ağırlık basmış olmalıki, İnternet üzerinden yapılan işlemler kaldırıldı, yetki ve benzeri taleplerin telefon üzerinden “Müşteri temsilcileri” kanalıyla karşılanması yoluna gidildi.

Şimdi bu yol ile nasıl gelir elde edildiğinin açıklamasını yapalım :
Ülkemizde 16 milyonun üzerinde Telekom abonesi mevcut. En iyimser rakamlarla bunların 8 milyonu Arayan No. Yetkisi istesin.
Müşteri temsilcileriyle görüşme zamanı, gerek güvenlik soruları ve gerekse bilinçli olarak uzatılır, bu müddet ortalama 4 Dakika dır.
Telekom’un pilot Numarası 444 1 444  ve bu abonenin aranmasıda Şehirler Arasısınıfına girer.
Sabit hatlı sistemde Şehirler arası görüşme ücreti 166 kuruş/Dk.
Avantaj paketli sistemde ise bu ücret …………..  16 kuruş/Dk.
İki tarifenin ortalaması ise ……………………....  91 kuruş/Dk. Olur.
Hesabımızı 91 kuruştan yapacağız.

Bir yekti için ödenen ücret 91 x 4 = 360 kuruş.
8 Milyon abone için ödenen ücret :
360 x 8.000.000 = 2.880.000.000 Kuruş = 28.800.000 TL=288.000 BTL=28.8 Milyon TL.

Yetki alınırken gözünü açmayan abonelere, onların isteği dışında verilen Tele Sekreter yetki sayısınıda yine iyimser rakamlarla 4 Milyondiyelim.

Bunların yetkinin kaldırılması talebinide hesaplarsak :
360 x 4.000.000 =1.440.000.000 Krş = 1.440.000 TL.= 1.440 BinTL.= 14.4 Milyon.
Şu anki 2012 rakamlarına göre Alınan ücret Toplam : 43.2 Milyon TL.
Sorma ver parası, helali hoş olsun, güle güle kullansınlar.

Bunuda yine sessiz ve sakin kabul etti şükürcü halkımız. Beterin beteri vardır, Allah devletimize, milletimize zeval vermesin, bardağın boş tarafına bakacaksın hep.

ETİKETLER : TELEFON DA ARAYAN NO. - TELEKOM - CALLER - SABİT ÜCRET









Share
Bizi Takip Edin

16.9.12

0

Yavrusunu Hediye Eden Kedi



HAYVAN SEVGİSİ ÜZERİNE BİR ANEKTOD

Dün akşam çok değer verdiğim saygı duyduğum ve sevdiğim bir aile dostumuzun evine misafir olmuştum.

Çay kahve sohbeti esnasında konu geldi kimsesiz sokak hayvanları  ve hayvan sevgisine. İyi bir hayvansever olan evin hanımı Fatma Hanım anlatıyordu beslediği hayvanları. 

Örneğin bir karga beslemiş, onun çok akıllı olduğunu ve öğrendiği bir şeyi asla unutmadığını, yada pencereye gelen kumrulara yem verdiğinde, ana kumru önce yavrusunun yemi yemesini beklediğini sonra kendisi yemeye başladığını anlattı ve sonrasında da  esas konumuzun kahramanı yavru kediye geldi sıra.
Yavru kedinin hikayesi okadar etkilemiştiki beni, siz sevgili izleyicilerimle paylaşmayı düşündüm o an.

Yavru kedi hikayesini evin hanımından dinliyelim :
Yıllar öncesiydi, bir apartmanın zemin katında kiracı olarak oturuyorduk, karşımızda da çok samimi olduğumuz bir aile vardı, çocukları olmuyordu bir türlü kadının istemesine rağmen, teselli ederdim onu olanın bin olmayanın bir derdi olur derdim kendisine hep.

O yıllar şimdiki gibi yine hayvanlara karşı sevgi ve yardım hislerim devam ediyordu.
Bir gün sanırım bir iki haftalık bir kedi yavrusu buldum, ya kaybolmuş yada annesinin başına bir şey gelmiş bilemiyorum, aldım evimize getirdim, yaşatmam lazımdı bu yavru hayvancığı.

Henüz meme ile beslenmesi gerektiği için biberonla bir müddet besledim, sonraları tabakta süt içmesini sağladım derken yavru minik dişi kedimiz kendisine geldi ve evin çocuğu gibi iyice benimsedi evimizi vede özelliklede beni.

Hangi odaya gitsem devamlı yanımda, bakkala, fırına gitsem arkamdan gelir, öyle kaçıp gitme, dışarıda dolaşma gibi bir isteği olmadı hiç. Arada bir dışarı salsamda evden uzaklaşmaz, bahçede gezer oynar geri gelirdi.

Ve bir gün bi baktık kedimiz anne olacak, çoluk çocuk ev halkı seferber olduk, güzel bir kutu ve yatacağı yerleri özenle hazırladık, günü geldi kendisi gibi güzel 4 tane yavru dünyaya getirdi.

Yaz olduğu için onlara bahçenin emin bir yerinde yer hazırladık, yavrularıyla çayırlarda oynasın rahatça diye ama gözümüzde üstlerindeydi hep, komşumuzda çok sevmişti.
Yavrular yürümeye başlayınca arada alıyorduk eve sevip bırakıyorduk, zaten anne enselerinden tutup götürüyordu.

Bir gün yine evde kutu içinde yavrularını emzirirken komşu hanımda gelmişti bize. Çocuk hasretinden duygulanmış olsa gerek kedilerin başına geçti ve bak minik kedi , geldiğinde sende yavruydun büyüdün ve anne oldun, 4 tane yavrun var, benim bir tane bile olmadı diye ağlamaya başladı, o ağlarken anne kedide bir şey algılamamış ki (Beklide algıladı biz fark edemedik) öylece bakıyordu ona.

Akşam oldu kedi yavrularını alıp götürdü yerine, komşu hanım evine, ve ertesi sabah komşu hanım sipariş ettiği ekmeği almak için kapıyı açtığında birde ne görsün. Yavru kedilerden bir tanesi paspasın üstünde. Demekki anne kedimiz dünkü olaydan etkilenmiş ve yavrusunu ensesinden tuttuğu gibi getirip çocuk hasretiyle yanıp tutuşan komşumuzun kapısına bırakmış, çocuğun olmadıysa buyur sana çocuğumu vereyim dercesine. Bu kadar abartılı görünsede biz böyle yorumladık olayı.

Ev sahibi hanımın konuşması burada sona erdi ama bir müddet hiç kimseden ses çıkmadı, adeta donup kalmıştık.
Acaba diyorum bu anne kedinin bu örnek davranışı, Arap kültürü etkisinde kalmış saçma sapan, yalan yanlış rivayetler nedeniyle bu tür kimsesiz yardıma muhtaç hayvanlara karşı soğuk davranmak zorunda bırakılmış İslam ülkeleri insanları ile hayatında bir kere olsun sevme-sevilme mutluluğunu tatmamış, hayvan düşmanı insanım diyen insancıklara ders olurmu dersiniz.
Sevgiyle kalın. 










15.9.12

0

CHP nde Ne Değişti



DAĞ FARE DOĞURDU. CHP nde DEĞİŞEN SADECE İSİMLER.

Biliyorsunuz CHP nin 34 ncü Olağan Kurultayı 17-18.Temmuz.2012 günü toplanmıştı. Genel Başkanlık için yarış yoktu ve Kemal Kılıçdaroğlu yeniden CHP başkanı olarak seçildi, ancak umutlanmıştık hepimiz, kurultaydan sonra büyük değişimler olacak ve iktidarın karşısına güçlü bir alternatif  parti olarak çıkacak diye düşünmüştük, bekledik günlerce değişim hareketlerini.

Nihayet beklenen değişim açıklandı, açıklandıda değişen neydi. 
Sizleri bilmem ama ben hayali sükuta uğradım doğrusu çünkü değişen sadece isimler, birkaç uygulamalar okadar.
Oysaki “CHP ve İktidar” başlıklı makalemizde açıkladığımız gibi CHP nin  içinde bulunduğumuz batı ekonomi sistemine uyum sağlamasıydı, sadece beklediğimiz değişim.

Ülkede biraz gazete, kitap karıştırmış yada görsel basını izlemiş olan herkesin vede tüm CHP lilerin bildiği bir gerçeği bir türlü kabullenemedi, üyeleriyle, delegeleriyle, kurmaylarıyla, vekilleriyle yılların partisi CHP.

Kapitalizm sistemini benimseyen ülkelerin oluşturduğu bir blog içinde bulunan ülke, oyununu o sistemin kurallaıra göre oynamak zorundadır.

İktidara gelmekde, onlarla yarış edebilmekde ancak bu kurallar içinde mümkün olur. Aksi takdirde “Müslüman mahallesinde salyangoz satmak” hikayesine benzer gayretler.

Beğenelim beğenmiyelim, 1950 lerden sonra ekonomi literatüründe esamesi geçmeyen ve adına “karma ekonomi” denilen bir sistemle Türkiye ekonomisi, Özal Hükümetlerine kadar devam etmişti. Özal ve sonrası dönemlerde iyneyle oya yapar gibi liberal ekonomi sistemi işlenmeye başlamış ve nihayet Kemal Derviş’in getirdiği kararlar sonucunda Liberal Ekonomi sistemi Ülkemize tam olarak yerleşmiş oldu.

Hal böyle iken CHP deki ilk ve önemli değişim kayıtsız şartsız bu sistemi kabullenmesidir. Demokrasilerde her tür görüşü benimseyen yada birtakım sistemlere karşı düşünce üreten partilerin olması doğaldır. 
Kimi parti sosyalizmi, kimi parti ırkçılığı, kimi parti şeriatı ve benzerlerini benimsemiş olabilir ama bu partiler hiçbir zaman iktidar alternatifi olamadıkları gibi ana muhalefet partiside olamazlar, sadece basit bir tabirle uç partileridir bunlar.

CHP biz ana muhalefet partisiyiz ve iktidara talibiz diyorsa, ozaman uç partilerin söylem ve politikalarından uzak durmak zorundadır, bu politikaların en başında da ekonomi politikası yer almaktadır. 
Partileri iktidara getirende, indirende ekonomi politikası ve ekonomik olaylardır.
 ,,
Değişim beklediğimiz CHP nde kurultay sonrası neler değişmiştir görelim :
1-Ülkede, dünya konjöktörü göz önüne alınarak içinde bulunduğumuz batı bloku ekonomi politikaları uygulanacaktır, yani liberal ekonomi.Diyormu HAYIR.

2-Liberal ekonomi gereği ekonomi alanında öncelik özel sektördedir. arkasına “ama” ekini koymadan. Diyormu HAYIR.

3-Devlet; sadece sağlık, savunma, eğitim, emniyet ve benzer görevleri yerine getirir, ekonomik alandan elini çeker ve iç-dış özel sektör yatırımları için alt yapı temin eder, hazırlar, her türlü yatırımı özendirmek için teşvik planları uygular, bürokratik kolaylıklar sağlar. Diyormu HAYIR.

4-Vergi oranlarında, az kazanandan çok az, çok kazanandan ise kat kat yüksek oranda vergi alınır, hiç kazancı olmayanlardan vergi alınmaz diye dolaylı vergileri kaldıralım düşüncesinden vazgeçtik. Diyormu HAYIR.

5-Günümüze gelinceye kadar Parti Başkanları, ya bürokrattır yada eşdeğer mesleklerden seçilir, neden ticaret ve üretim dallarında söz sahibi olanlar bırakın seçilmeyi aday dahi gösterilmezler.Bunun nedeni hiç Araştırıldımı HAYIR.

6-Buna benzer Yönetim Kademelerinde ve Millet Vekili Seçimlerinde ağırlık yine bürokrat ve eşdeğer mesleklerdedir. Bu ağırlık Ticaret erbabı lehine neden dönüştürülmez. Araştırıldımı HAYIR.

7-Şu anki yönetim kademesi ve Millet Vekilleri içerisinde kaç tane ticari kesimden kişi vardır. Hiç gündeme geldimi HAYIR.

8-Bugün için Ülkemiz içinde faaliyet gösteren aşağıdaki özel sektör ağırlıklı, Oda, Borsa ve Derneklerden hangisi size destek oluyor.. Araştırması Yapıldımı HAYIR.

Ticaret Borsaları, Ticaret ve Sanayi Odaları, Ticaret Odaları, Sanayi Odaları
Deniz Ticaret Odaları
Tüsiad, Tügiad, Müsiad, Atiad, İşad, Giad, Esob.

Sonuç Olarak :

BU GÜNÜN TÜRKİYE’sinde BU KADAR “HAYIR” lar VARKEN HALA BİZ İKTİDARA TALİBİZ DİYORSANIZ YANILIYORSUNUZ CHP YÖNETİMİ.
Muhalefette olmanız, ana muhalefet partisi unvanınız şu an için, ülkeyi sonu bilinmez karanlık ufuklara götüren iktidarın bu gidişine engel olamıyor olamazda.

Bizde isterdik Atatürk CHP nin tüm ilkeleriyle iktidara gelmesini ama 60 yıldır denedik olmuyor olmuyor.
Muğla gibi bir ilin Milletvekili kürsüye çıkıp " Bütün Liselerimiz imamhatip okuluna dönüşecek inşallah" diyebiliyorsa ve önünde hiç bir engel tanımayan, dünyaya yön verebilen Obama'dan kat kat daha  fazla yetkileri elinde bulunduran bir Başbakan'nın tek bir cümlesiyle 4+4+4 rezaleti kanunlaşıp yürürlüğe girebiliyorsa, ben böyle istiyorum dediği her konu anında kanun olabiliyorsa artık tuz kokmuş demektir.

Güzel Türkiye'miz karanlık günlerin arifesindedir artık, duyguları geride bırakıp gerçekleri görerek  mantığımızla hareket etmenin zamanı çoktan gelmiştir.

Biran önce ve hiç gecikmeden gerekli değişimlere adım atmanız hem sizin hemde ülkenin yararına olacaktır. Fikir bizden Eylem sizden.

BENZER KONULAR :
Kemal Kılıçdaroğlu Profil
CHP ve Kılıçdaroğlu
Herkes İçin CHP
CHP ve İktidar
CHP Kurultayından Beklenenler
CHP nin Başarısızlığı (Yorumlar)
CHP nde Belirsizlik ve Karmaşa
CHP ile MHP Elele.
CHP , 6 Ok ve Kapitalizm.

ETİKETLER : KEMAL KILIÇDAROĞLU - CHP - KEMAL DERVİŞ - KARMA EKONOMİ - TUSİAD - TUGİAD - MUSİAD - ATİAD - İSAD - GİAD - İMAM HATİP DKULLARI




Bizi Takip Edin

Share

12.9.12

0

11 Eyül Saldırılarının Yıldönümü



ABD nin YARATTIĞI CANAVAR  ABD ni VURDU

Bundan 11 yıl önce ABD / New York’taki Dünya Ticaret Merkezi olan İkiz Kuleler ile Washington’daki Pentagon Merkezi, Usame Bin Ladin liderliğindeki El Kaide militanları tarafından, ABD ne ait içi yolcu dolu yolcu uçakları ile vuruldu.


O güne kadar eşi görülmemiş bir tarz olan yolcu uçakları ile saldırı eylemi sonucunda, dünyada isim yapmış ikiz kuleler yerle bir olmuş, Pentagon Merkezi’nin bir kısmı ise yanmış ve yıkılmıştır. Tabiatıyle arkasından binlerce insanın ölümü ve milyonlarca dolarlık yapı ve tesislerin yok olması.


Kimlerdir bu El Kaide militanları : 
Afganistan’daki Sosyalist yönetimini devirmek ve onları destekleyen SSBC ordusunu ülkeden çıkarmak için sözde özgürlük savaşı veren ABD yanlısı Sunni İslam Taliban militanlarının yanında savaşmak üzere ABD nce örgütlenen, tüm finans kaynağı ve eğitimi CİA ajanlarınca yerine getirilen, çeşitli İslam ülkelerinden toplanmış ve bugünlerde başta yaratıcısı ABD olmak üzere tüm batının azılı can düşmanı sayılan yine Sunni İslam militanlar grubu.


Hafızalarını kullanarak geriye doğru gidenler çok iyi hatırlarlar, 1979 yılından başlıyarak Sovyet askerlerinin geri çekilmesi ve Afganistan Sosyalist yönetiminin devriliş tarihi olan 15.Şubat.1989 a kadar geçen özgürlük! Savaşında, gerek ABD sevdalısı Hükümetlerimizin desteklediği, gerekse  gelen geçen  tüm hükümetlerin borozanı görsel basının ve birazda yandaş basının alkışlar tuttuğu, kahraman mücahitler, mücahitlerimiz sloganlarıyla yerlere göklere sığdıramadığı, günümüzde isi eli kanlı teröristler dediği örgütler yine bu özgürlük! savaşçılarıydı.


Saldırıların Gelişimi:
11.Eylül.2001 günü yerel saat 08.00 – 10.00 arasında, El Kaide örgütünün beyin takımlarınca yapılan plan gereği, ABD iç seferlerini yapmakta olan 4 yolcu uçağı seyir halinde iken kaçırıldı.
Kaçırılan uçaklardan American-11 ve United-175 in rotası Ticaret Merkezi Kulelerine, American-77 ve United-93 ün rotası ise Pentagon Merkezine doğru yönlendirildi.


İkiz kulelere  yönlendirilen uçaklardan ilki yerel saat 08.46 da Kuzey Kulesi 94 ve 98 nci katları arasına kulenin kuzey tarafından,
İkinci uçak ise yerel saat 09.02 de Güney Kulesi 77 ve 85 nci katları arasına güney tarafından çarptı.

Çarpmalar sonucunda meydana gelen korkunç yangın, hasar ve bina yapım dinamiğinin bozulmasının ardından Kuzey Kulesi 102 dakika sonra, Güney Kulesi ise 56 dakika sonra toz bulutu içerisinde yerle bir oldu.


Pentagon Merkezine yönlendirilen iki uçaktan American-77 merkezin dış cephesine çarparak büyük yangın ve hasara neden oldu.

Diğer ikinci uçak United-93 ise merkeze ulaşamadan, yolcuların müdahalesi yada bilinmeyen nedenlerle Pensilvanya açıklarında yere düşerek parçalandı.


Saldırılar neticesinde : 
İkiz kulelerde   : 147 yolcu ve mürettebat + 2 603 kişi öldü ve 24 kişi kayıp.
Pentagon’da     : 59 yolcu ve mürettebat + 125 kişi öldü.
Düşen uçakta   : 40 Yolcu ve mürettebat öldü.
Militanlar         : 19 terörist öldü.
Toplam             : 2974 Ölüm ve 24 Kayıp.


DİP NOT :
Gönül isterki ölümler olmasın, gönül isterki savaşlar olmasın, ama bizlerin dilekleri temenniden öteye gitmiyecektir bu kesin.
Dünyada 450 milyar dolara yakın silah pazarı varoldukça savaşlarda meydana gelecek, ölümlerde ne yazıkki çoğalacaktır.

Silah pazarında ABD nin, İslam alemi adeta tekelindedir. Ya bizzat kendisi devreye girer savaşır, Irak, Afganistan gibi, ya  ülkeleri birbirine düşürerek savaş çıkartır, İran-Irak savaşı gibi, yada  sözde İslam dini uğruna ülke içinde çatışma çıkartır, Somali, Sudan gibi ve en son örneği Arap Baharı ismi altında sözde damokrasi uğruna kardeşi kardeşe düşürür.

Unutmayalımki, dünya silah pazarının %30 una sahip ABD nin, Arap Baharından önceki silah satışı 24 milyar dolar iken, bir yılı aşkın zaman içinde bu satış hemen hemen üç katına çıkmış ve 64 milyar doları bulmuştur.

Sonrasında yerle bir olmuş kentlerin inşası ve savunmaları için bol bol silah satışı. 
Sat silahı al petrolü, sat silahı al yer altı zenginliğini, yada Türkiye gibi ülkelere sat silahı al milyarlarca dolar parasını. 

Onlar için asker ölmüş, kadın ölmüş, çocuklar ölmüş, aç kalmış, yıllarca uyutularak kemerlerini sıkmış, yarı aç yarı tok ömür sürmüş insanlar önemli değildir. 

Hoş büyümeyi, gelişmeyi nüfus artışıyla özdeşletiren İslam ülkelerini ölümlerde pek etkilemez, 3-4 hanımla yapılan evliliklerde doğurganlık gelenek haline gelmiştir. 
Ölenler şehit kalanlar gazi, arkası nasıl olsa geliyor. Tiröstlerin sömürmek için bundan daha elverişli toplumları bulmasıda zaten çok zor.

Diyeceksinizki bu sömürü ne zaman biter, bitmesi bu gidişatla pek mümkün görülmüyor.
Sömürünün sona ermesi sadece, “oku oku” diye gönderilen İslamın Mukaddes Kitabı Kur-an ı kerimin “siz okusanızda anlayamazsınız, biz okur size anlatırız” diyen, mollara, prof.lara adına ne derseniz deyin din adamıyım diyenlere, halkın aklını kullanıp, “size gerek yok biz okuruzde anlarızda, sizler oturun yerinizde” diyebilmesine bağlıdır.
Buda mümkün olmadığına göre “Allahın dediği olur” diyelim ve yazımızı bağlıyalım.

ETİKETLER : 11 EYLÜL , EL-KAİDE , PENTAGON , İKİZ KULELER , AMERİCAN , YOLCU UÇAĞI.










10.9.12

0

Başını Kaşıtmaktan Keyiflenen Baykuş




                   BİRAZDA GÜLELİM




Baykuşlar halk arasında pek sevimli sayılmazlar, hatta uğursuzluklarınada inanılır ama her canlı gibi onlarada vereceğiniz içten bir sevgi ve göstereceğiniz yakın bir ilgi ile nekadar sevimli duruma geldiklerini görürsünüz. Sevgi bakımından oldukça cimrileşen halkımız için güzel bir örnek.
İzleyince hak vereceksiniz.








Green Card çekilişine katılarak siz de ABD de yaşama ve çalışma imkanına kavuşabilirsiniz!






9.9.12

0

6-7 Eylül Olayları



6-7 EYLÜL 1955 OLAYLARININ  BAŞLANGICI ve GELİŞİMİ 

Yeniden Güncellendi 07.Eylül.2015

Gelecek günlere ne kadar zarar verdiklerinden habersiz gençlik ve kendilerini elit sayan güruh. 

Olayın sebebleri :
-Cumhuriyetin ilanından itibaren düşünülen ve uygulananan Soydaş-Dindaş bir devletin gelişimi, tüm gayrimüslimlerin ülke topraklarından çıkarılması.
-Gayrimüslimlerin tekelinde bulunan ekonomik gücün Müslüman kesime aktarılması.
-İlk iktidara geldiğinde azınlıklara karşı liberal bir politika izleyen Menderes Hükümetinin, zamanla zorlaşan ekonomik koşullar nedeniyle bu yakın liberal ilişkilerin gerginleşmesi.
-Kıbrıs Türkleri’ne baskıların artması ve Yunanistan’ın Kıbrıs’ı ilhak etme çabaları ve Azınlıkların bu girişime maddi-manevi katkıda bulundukları iddiasının basında devamlı işlenmesi.

                                  Birey olamayan ama sürü içinde kuvvetli olduğunu sanan zavallı gençlik.
Olayın gelişimi :
Gündemde olan ve muhtelif şehirlerde gösterilerin yapılması, vatan, bayrak din konularında kışkırtıcı nutuklar atılması, dolayısıyle yabancılara karşı nefreti geliştirmiş, zaten çoğunluğu cahil olan halkında tam istenen yöne çekilmesi zamanının geldiğini gören azınlık karşıtı güçler, fırsatı değerlendirir ve uygulamaya geçerler. 



                                   Geleceğin umudu! öğrenci gençler, ne yaptığının farkındamı acaba.                                

Kimmiş bu güçler ve odaklar dersem cevabı çok acıda olsa hemen hemen tüm Türkiye’de siyasi partilermi desem, öğrencilermi desem, basınmı desem, iktidarmı desem, toplum kuruluşlarımı desem yok yok aslında hepsi içinde .
Tabi bunların en önde gidenleri ise, başta DP tarafından kurulan ve finanse edilen “Kıbrıs Türktür Cemiyeti”, yine DP nin sözcüsü durumundaki “Ekspres Gazetesi” ve pek onlar kadar etkili olmasada “Hürriyet Gazetesi” ile bazı diğer basın organları.


                                  Anadolu'dan getirilmiş cahil vurucu güçler iş başında.Gururumuz bunlar.

Tüm hazırlıklar planlar zaten önceden tamamlanmış fırsat bekleniyordur ve o fırsatta doğmuştur.
6.Eylül.1955 günü Taksim’de Kıbrıs için miting yapılacağı duyurulur halka. 
Önceden tesbit edilen ve “gavurlar ülkeyi satıyor, din elden gidiyor, onlara engel olalım” düzmecesiyle kandırılan ve genelde bu tür propagandalara anında inanan Doğu Anadolu, Karadeniz, İç Anadolu’dan ( Nedense Akdeniz, Ege ve Trakya bölgelerinden kimse çağrılmaz bu mitinge, nedenini izleyicilere bırakıyorum) ne kadar işsiz güçsüz takımı ama dini için canını verecek tipler varsa hepsi toplanır ve otobüs, kamyon ve trenlerle İstanbul’a gönderilir.


                                     Bunlarda okumuş,yazmış gençler, al birini vur ötekine.Beyinler aynı.

Garajlarda ve H.Paşa garında karşılanan gruplara, gerekli ön bilgiler verilir ve bölüm bölüm ayrılarak başlarında bir iki yönetici ile İstanbul’un genelde azınlıkların çoğunlukta bulundukları semtlerde toplanmaları sağlanır ve onlara başınızdaki önder ne derse ona uyun uyarısı yapılır.

                                     Zaferlerini! kutlayan zavallılar.Diplomayla, kravatla insan olunamıyor.

İki üç önceden de tüm İstanbul’daki azınlık evleri, okulları, kiliseleri, işyerleri, fabrikaları belirlenmiş ve gizlice 6 Eylül gecesi işaretlenmiştir.
Normal günlük baskısı 20 bini geçmeyen Ekspres gazetesi o gün için 290 bin adet basılmış ve Kıbrıs Türktür Derneğince bedava dağıtılmıştır İstanbul’da. Gazete makale ve haberleri tamamen halkı galeyana getirecek yöndedir.


                                        Bir acı tablo daha.Nedir bu vahşilik, nedir bu nefret duygusu.

Özellikle bu baskılarda Kıbrıs Derneği Başkanı Kamil Önal’ın sürmanşet beyanatı halkı galeyana getirmeye yetmiştir. Önal bu kısa beyanatında “ Mukaddesata el uzatanlara bunu çok pahalıya ödeteceğiz, ödeteceğimizide alenen söylemekte hiç bir mahzur görmüyoruz” demektedir.



                                       Saldırın,kırın dökün aslanlarım,Türküm diyosunuz ama Türk'lüğü öldürüyorsunuz.

Taksim’de de olayı saptırmak için miting hazırlıkları tamamlanmış ve başlamak üzeredir. Diğer taraftan muhtelif bölgelerde toplanmış gruplara kamyonlarla taşlar, baltalar, kazmalar, demir kesiciler, büyük sopalar, kaynak makinaları gibi ne kadar yıkıcı edevat varsa getirilmiş ve hazır bekletilmektedir.
Grup liderleri gözü dönmüş insanlara gerekli direktifleri vermişlerdir artık. Onlara sadece işaretlenen yerlerin yıkılması, talan edilmesi ölüme meydan verilmemesi söylenmiştir.


                                                                Talan sonrası gururlanacağımız bir tablo daha.

İstanbul ve birkaç diğer büyük şehirlerde bu hazırlıklar tamamlanırken, plan gereği
Yunanistan/Selanik’de Atatürk’ün evine bomba atılır. Bombayı atan kişide Selanik Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencisi Oktay Engin’dir ve Oktay bu bombayıda Türk Konsolosluğu’ndan almıştır.

İstanbul Radyosu saat 13.00 deki haber bülteninde spikerin tahrik edici anlatımı ile, Atatürk’ün evine Rum lar bomba attı haberi uzun uzadiye tekrar tekrar verilir. 
Arkasından Mithat Perin’in sahibi olduğu ve Gökşin Sipahioğlu’nun yazı işleri müdürlüğünü yaptığı DP yanlısı Ekspres Gazetesi Atamızın evi bombalandı” başlıklı  ikinci baskısını yapar ve Kıbrıs derneğince ücretsiz tüm İstanbul’a dağıtılır.
Bu haberler eşliğinde Taksim mitingide tüm ateşli konuşmalarla devam eder.
Artık saldırı için her şey hazırdır ve saati beklenmektedir, saldırı saatide akşam 18.00 – 19.00 arası saptanmıştır.

Vakit geldiğinde saldırı grupları aynı anda taksilerle, tramvaylarla, otobüs ve kamyonlarla belirlenen bölgelere dağılırlar ve işaretlenen yerlere, Cumhuriyet tarihinde görülmemiş büyük bir saldırıyı başlatırlar.


                                                                 Anadolu aslanları! alkışlar size devam edin.

Saldırganların başlarında bulunan ve onlara yer gösterenler ise yine ne acıdırki o günün İstanbul Yüksek Okullar Talebe Birliği , 
Şoförler Cemiyeti” , 
Türkiye Milli Talebe Federasyonu , 
Milli Türk Talebe Birliği(MTTB) , 
Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı(TMGT) , 
DP. İlçe Teşkilatları , 
Kıbrıs Türktür Cemiyeti ve bazı sendikaların başkan ve üyeleridir.


                                                            Sürü psikolojisi, koyunlar gibi 

Saldırılarda mekan yada işyeri türü hiç fark etmemiştir. Sirkeci’deki çorbacı dükkanlarında kazanların talanından, mezarlıktaki cesetlere kadar, bir Türkiye gerçeği bu. Vahşice insanlıkla alakası olmayacak kadar akla gelmeyecek olaylar.

Tüm Beyoğlu’ndaki lüks mağazalar kırılmış, dökülmüş mallar sokaklara saçılmış, birçoğuda sırtlanarak kaçırılmış, imalathanelerde makinelar parçalanmış, okullarda oturulacak masa bırakılmamış, kiliselerdeki tablo resim ne varsa sokağa atılmış yada çalınmış, evlere girilmiş eşyaları tamamen harap edilmiş, saymakla bitmeyecek rezaletler, utan verici olaylar dizisi.



                                               Bir gecede mukaddes görev! tamamlanmıştır artık,bu tablo yakışır bize.

Sabaha kadar süren saldırılarda ne bir polis nede asker adeta yok olmuştur. Ortalıkta görünen birkaç polise müdahale neden yapılmıyor diye sorulduğunda verilen cevap çok ilginçtir: “Biz bugün polis değiliz,Türk’üz”. 
Yazıklar olsun o günün emniyet kuvvetlerine onlara emir verenlere, iktidarda demokrasi havarisi geçinen hükümet üyelerine, milletvekillerine, valilere, kaymakamlara, daha nicelererine vede özellikle İstanbul’un bana dokunmayan bin yaşasın diyen Türk ve Müslüman halkına.



                                              Ertesi günü sıkıyönetim, asker polis görevde,asayiş berkemal.Günaydın.

Diyeceksinizki Türk milleti vede özellikle Müslüman olanlar bunları yapmaz yapamaz. Yanılırsınız sevgili izleyicilerim yanılırsınız, yaparlar ve yapıyorlarda, bunları yapanlarda bizim insanlarımız, yaptıranlarda. 
Hadi yapanlar cahil dedik, dini bilmez dedik, yaptıranlara ne demeli, hepsi tam dindar Müslüman, hepsi ulusalcı geçinen gruplardan.
Ve bu önayak olanların çoğunluğu ülkemizin brokrasisinde üst mevkilerde göreve gelmişler, milletvekili olmuşlar, tüm dini görevlerini tamamlamışlar. 

Bombayı atan Oktay Engin’in daha sonraları MİT de görev aldığını, ardındanda Nevşehir Valiliği’ne getirildiğini öğrenince, hala yapmaz yapamaz diyemezsiniz.
Olaylarda kimlerin, hangi kuruluşların, deneklerin parmağı olduğunu yukarıda belirtmiştik.


                                 Sayın Başbakan olay mahallinde.Olaylar öncesi neredeydiniz,sağır sultan duymuştuda.

Demekki halkımızın hemen hemen bu gün dahi % 70 inin desteklediği bu gruplar bu olayları yapmış ise Türk ve Müslüman halkımızın çoğunluğuda destekleri sebebiyle olayın içinde sayılır.
İçlerinde olmayan sadece sosyalistler ve koministler, görünüşe göre yapmaz, yapamaz diyebileceklerimiz bu grup oluyor, olayların içinde olmadıkları için. Türk milletinin de tamamı bu görüşte olmadığına göre yanılgınız ortaya çıkar.

BENZER KONULAR:
6-7 Eylül Olayları Öncesi ve Sonrası
6-7 Eylül Olayları Resimler-1
6-7 Eylül Olayları Resimler-2

ETİKETLER: EKSPRES GAZETE , ŞOFÖRLER CEMİYETİ , KIBRIS TÜRKTÜR , TALAN , YIKIM






8.9.12

0

6-7 Eylül Olayları Öncesi ve Sonrası



TÜRKİYE ÜZERİNDEKİ KARA LEKELERDEN SADECE BİR TANESİ

Yeniden Güncellendi 07.Eylül.2015

6-7. Eylül . 1955 olaylarına  gelmeden önce, Cumhuriyetin kurulmasından itibaren Büyük Mübadele'den başlayıp tek partili dönemin sonuna kadar bu konuda hangi olayların meydana geldiğini, ne gibi kararlara imza atıldığını irdelemekte yarar var sanırım.


Yunanistan ile 1923- 1925 yılllarında yapılan "Büyük Mubadele" sonucunda, İstanbul’daki Rum nüfus 100 bin dolaylarında iken, ne yazıkki yapılan her türlü zorlama, tehdit, mallarını talan, dışlanma, tecavüz ve hatta ölümlerle neticelenen olayların ardından 2006 yılındaki sayımlarda bu nüfusun 2.500 e kadar düştüğü görülmüştür. Günümüzde ise sanırım binler rakamını bulamayacak kadar azalmıştır.

Bu azalma sadece Rum’larda değil, Ermeni, Yahudi gibi vatandaşlarımızdada aynen geçerlidir.
Hemen hemen Cumhuriyet devrinin tüm zaman dilimi içerisinde, gelmiş geçmiş bütün hükümetlerce gerek soydaş ve gerekse dindaş gibi saçmalıklar manzumesi altında faşist uygulamarla adeta kovulurcasına, kendi topraklarından, mallarından, evlerinden atılan bu vatandaşlarımızın dramına önayak olanlar, acaba diyorum bir pişmanlık, bir utanma ve eziklik hissetmedilermi dersiniz.
Sanmam biraz utanma eziklik hissetmiş olsalardı, 6-7 Eylül’ü anma günündeki resim sergisi tablolarını iyi giyimli, kravatlı, medeni görünümlü ama medeniyetten hiç nasibini almamış olan çocukları, torunları duvardan indirip yere atmazlardı.

1955. 6-7 Eylül olayları, öncesi ve sonrasında süregelen bu tür olaylar içinde sadece bariz bir örnektir.
Farklı etnik grupların yaşadığı Anadolu’nun homojen duruma getirilmesi düşüncesi Cumhuriyetin ilk kurulduğu tarihden itibaren zaten mevcuttur. Elit Kemalistler başarılı ve çağ atlayacak bir ulus-devletin varolması için bu düşünceyi her zaman desteklemişler, kurulan hükümetlerde asimilasyon politikasını Lozan Antlaşmasına rağmen uygulamışlardır.

Öyleki 1925 yılında gerçekleştirilen bir nevi Ortodoks-Sunni Müslüman mubadelesinde, Yunanistan’dan gelen müslümanlar tüm değerli varlıklarını yanlarında getirip, çok rahat bir yaşam sürerken, giden Ortodokslar yanlarında hiçbirşey götürmedikleri için, 
zaten ekonomisi çok zayıflamış olan Yunanistan’da aç, susuz ve yoksulluk içinde kalmıştı. 



(Onlara, Türkiye’den ayrılırken çok kısa zaman içinde geri gelecekleri söylenmişti) Onlarda bu aslı olmayan vaatlere uyarak tüm değerli eşya ve altınlarını toprağa gömmüşlerdi Tabi gittikten sonrada ne çağıran, ne davet eden olmuş, gömdükleri altınlarda hırsız definecilerin hedefi haline gelmişti.

Bu mubadelede yerinde kalması gereken Ortodoks Patriği 6 ncı Konstantin'de tüm karşı koymalara rağmen zorla Yunanistan'a gönderilmiş, bu durum nerdeyse yeni barış yaptığımız Yunanistan'la tekrar savaşa girmemize neden olacakken, iyilik timsali Patrik'in görevinden istifa etmesiyle kriz atlatılmıştır.

1929-1934 yılları arasında sistematik bir plan uygulamasına geçilmiş, Anadolu’nun çeşitli yörelerinde yerleşik gayrimüslim vatandaşlarımızın, sözde emniyetleri için önce belirli merkezlerde toplanmaları sağlanmış, sonrasındada tamamını İstanbul’a göç ettirmişlerdir.
Amaç tüm gayrimüslimleri Anadolu’dan arındırmaktır ve buda başarılmıştır.
1934 yılındaki Trakya Olayları diye bilinen ve Yahudilerin zorla göç edilmelerini sağlamak üzere yapılan saldırılar, 1930 larda Kürt vatandaşlarımıza uygulanan zorunlu iskan politikaları hepsi aynı amaç için yapılmıştır.


1942 Yılında yürürlüğe giren “Varlık Vergisi” ise rezaletin doruk noktasına geldiğini göstermektedir.
Vergi oranlarına bakacak olursak, görülmemiş bir adaletsizliğin sergilendiğini anlarız. 
Şöyleki bir Müslüman Tüccar %4.94 oranında vergi verirken, Ermeni Tüccar %232, Yahudi Tüccar %179, Rum Tüccar ise %156 oranında vergi vermek zorunda kaldı.
Bunu ödiyemiyenler ise Doğu Anadolu'da çalışma kamplarına gönderildi(Hitler uygulaması gibi).
İlk etapda vergi borcunu ödiyemiyen 160 tüccar sürgün edildi, 1400 tüccar ise Aşkale'ye taş kırıp yol yapımı için sevk edildi.
Bu şekilde çalışma kamplarına gönderilen Finans, Endüstri ve Ticaret kesiminde uzman olmuş gayrimüslimlerden na acıdırki çalışma şartlarına dayanamayan 21 kişi ölmüştür.

Burdada esas amaç Ermeni, Rum, Yahudi gibi gayrimüslimlerin ekonomideki liderliğine de son vermeyi hedeflemek olmuştur.


1946 Yılında CHP kurmaylarınca hazırlandığı sanılan “Azınlıklar Hakkında Rapor” da, en geç 1950 yılına kadar, tüm Anadolu,Yahudi ve Hristiyan toplumundan arındırılmalı ve İstanbul’a göçleri sağlanmalıdır. İstanbul’da birikim tamamlanıncada nüfus yoğunluğu fazlalığı bahane edilerek, kendi yurtlarına gönderilmelidir, şeklinde ibareler yer almaktadır.

Sonrası tarihlerde ise yine aynı propagandaya devam edilmiş, 1965 yılında Rum nüfusu 90 bin dolaylarında iken, 1930 da Atatürk ile Venizelos arasında yapılan anlaşmanın İnönü Hükümeti’nce 1964 de iptal edilip, 13 bin Rum’un zorunlu sürgüne gönderilmesinden sonra Rum nüfusu 30 binlere kadar düşmüştür.
1980 öncesi olaylardaki K.Maraş, Çorum ve benzeri yörelerdeki saldırı ve katliamlar, 1993 yılındaki Sivas Katliamı ise ayrı bir kategoridedir artık, yokedecek gayrimüslim kalmayınca, gözüne kan bürümüş ağzında salyalar akan cani gruplar alevi vatandaşlarımızı yoketme sevdasına kapılmışlardır.

Unutmayalımki biz henüz Anadolu’ya gelmeden önce, gayrimüslim dediğimiz ve dışladığımız vatandaşlarımızın dedeleride, dedelerinin dedeside  İstanbul’daydı, Anadolu’daydı.

Ortaçağda böyle olaylara rastlamak mümkündü, belki normalde karşılanabilirdi ama kendisini demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olarak kabul eden T.C. Devleti’nde meydana gelmesi ayrı bir garipsenecek olay.
6-7 Eylül olaylarının en dramatik tarafı ise, bilinçsiz vede anında galeyana gelebilecek, başa geçen bir provakotörün ardından sürü gibi gidebilen kendini bilmez işiz güçsüz takımından kişilerin, Anadolu’nun çeşitli yörelerinden seçilip getirilerek olaylara dahil edilmesidir.

6-7 Eylül Olaylarının Sonucu :
-Öncelikle tüm dünyaya biz buyuz işte dedik, iyi tanıyın bizi dedik, biz istersek insanı kendi toprağından, kendi yurdundan, evinden, işyerinden ayırır, kolundan tuttuğumuz gibi ülke dışına atıveririz dedik.
Gurur duyamalıyız bu davranışlarımızla, büyük insanlarada bu yakışır zaten, kendisinden güçsüz vede kendisinden biri olmayan insanları ezmek, yoketmek, vatanlarından dışlamak.
Blogları içinde bulunduğumuz batı insanlarının zaten olmayan sevgisini tamamen yok ettik nefrete dönüştürdük.
                                        Talan bitmiş, biçare azınlıklar geride birşeyler kalmışmıdır diye arama yapıyorlar.

-Tüm işyeriyle,atolyesiyle, fabrikasıyla memleketimiz içindeki bu gelir getiren, eleman istihdam eden, vergisi veren üretim araçlarını yok ettik.Sonrasında da yabancı sermaye gelsin diye bekledik durduk.

-Ülkemizin halk zenginliğidir dememiz  gerekirken sırf ırkçı, dinci faşist saldırganlar yüzünden binlerce sermaye sahibi, üretimde uzman ve bilinçli gayrimüslim vatandaşımız ülkeyi terk etmiştir.

                                     Yine azınlıklar birşeyler aramakta. Kendimizi onların yerine koymayı hiç düşündüzmü.

-Toplam hasar maliyetinin 300 milyon$ olduğu söylenmekte, devrin hükümeti ise, hasarını raporla tescil ettirenlere toplam 20 Milyon$ civarında ödeme yapmıştır.

-Tahminlere göre 1000 fazla ev, 4000 dolaylarında dükkan gibi işyeri, 21 Atölye ve Fabrika, 27 Eczane, 26 Okul, 21 lokanta, 5 spor klübü, 2 mezarlık, 73 Kilise, 1 Sinagog, 2 Manastır saldırılara hedef oldu ve yağmalandı.
                                                                       Yine enkazda arama yapan azınlıklar.

Bu yağmalanan kırılıp dökülen yerlerin yüzdesi ise şöyle :

%59 u Rum lara, %17 si Ermeni lere, %12 si ise Yahudi lere ait olduğu resmen tesbit edilmiştir. Bu arada Müslüman olmuş Beyaz Ruslara ait mekanlar ile yanlışlıkla Müslüman mekanlarıda hasardan payını almıştır.

Yine tahminlere göre 11 ölüm, 300 dolaylarında yaralı ve 400 e yakın genç kız ve kadına tecavüz olayı.

                                                                Talan sonrası rezalet ve utanç verici bir tablo.

Olaylar sonunda toplam 5.104 yağmacı ve saldırgan tutuklandı. Sonraları hemen hemen tutuklananların tamamı serbest bırakıldı.
Olayın ertesi günü H.Paşa garında çaldıklarıyla kaçarken yakalanan saldırganların elindeki mallardan başka çalınmış, yağmalanmış mal bulunamadı. 
Bu hırsızlıktan dolayı birçok zenginler türedi, bir zaman sonra bu insanlar ülkenin en dindar insanı oluverdiler saygı görmeye başladılar.
Ne olduysa malı mülkü yok olan, ölen, yaralanan, eşlerine kızlarına tecavüz edilen biçare azınlık vatandaşlarımıza oldu.

                                         Olay sonrası Hürriyet gazetesinin haberi, kışkırtıcı haberlerini unutmuş galiba.

Olay sonrası DP İktidarının baskısıyla sosyalistler ve kominisler suçlanmış, aralarında Aziz Nesin, Nihat Sargın, Kemal Tahir, Asım Bezirci, Hasan İzzettin Dinamı ve Hulusi Dostdoğru olmak üzere birçok solcu tutuklanmış isede mahkeme sonucu hepsi berat etmiştir.
Kargaların bile güleceği DP iktidarına bakınki, olayları kendilerininde içinde olduğu kimlerin tertiplendiği açık olduğu halde, gidip solcuları suçlaması. 
Alışkanlıktır böyle davranışlar sağ iktidarlar için, kendileri yakar yıktırır, solcular yaptı diye basarlar yaygarayı. Emperyalizmin bir oyunudur bu.

AYNI OLAYLARIN BENZER VERSİYONU GÜNÜMÜZDE

Bu güne bakalım aynı oyun oynanmıyormu, ABD ajanlarıyle gençliği galeyana getirip isyan yapılmasına neden olur, mevcut devletin hükümetide buyurun demiyecektir tabi, isyanı bastırmaya başlar. 
Vay senmisin demokrasi düşmanı, senmisin halkını öldüren, yapar silah yardımını, öldürtür kardeşi kardeşe, tüm batı, demokrasi aşığı Arap Sultanları vede Türkiye asilere anında destek, bunun adınada Arap Baharı derler ve Nato güçleri olaya el koyar, devrin iktidarları birer birer alaşağı.

                                         Burası Suriye'nin ticaret merkezi Halep. Şehri bu duruma getiren Esad'mı yoksa 
                                        dünyanın en azılı islami teröristlerini buraya davet edip onlara destek verenlermi.

ABD ne karşı gelenlere yaşam hakkı yoktur bu coğrafyada, onun çıkarı bu coğrafyanın durumuna bağlıdır tabi, yapacaktır kendi halkı için, bunu anladıkda, son Suriye olayında Türkiye’ye neolduda, düne kadar Esat Kardeşim olan Devlet başkanı birden katil Esed oluverdi, tabi borazanı görsel basında Esed diyor artık. ABD ye hak verdik tamamda sen niçin bu kadar ayaklandın, katildi madem katile niçin kardeşim deyip bağrına bastın. Türkiye’nin bir çıkarı varsa söyle bari, yokki ne söylesin.

İçinde kümelenmiş dünyanın en azılı teröristlerinin bulunduğu isyancı gruba buyur ülkeyi size teslim ediyorummu desin.
Sağ iktidarların gelenekleşmiş davranışıdır tüm bunlar. Eskiden solcu ve kominist avcılarıydı, şimdilerde Arap isyancı dostlukları.
Aslında dünde bugünde çıkar falan hepsi hikaye, ağa baba nasıl isterse uyulur okadar.

BENZER OLAYLAR:
6-7 Eylül Olaylarının Gelişimi
6-7 Eylül Olayları Resimler-1
6-7 Eylül Olayları Resimler-2

ETİKETLER: ABD AJANLARI , ARAP BAHARI , RUM, GAYRİ MÜSLİM , IRKÇI








BUNLARDA DİKKATİNİZİ ÇEKEBİLİR











TARİHTE BUGÜN-Hürriyet Kafe


Tarihte Bugün v.8.0
************************************

FOREX
Green Card çekilişine katılarak siz de ABD de yaşama ve çalışma imkanına kavuşabilirsiniz! ABD......
ADİL IŞIK