.

.
Bumerang - Yazarkafe


19 MAYIS

19 MAYIS

YASAK SİTELER

2.6.12

0

Ruanda da Katliam ve Soykırım




RUANDA'da MEYDANA GELEN KATLİAM ve NEDENLERİ

Katliam Öncesi Yıllar :
1500 Yılından sonra devlet temelleri atılan ve Tutsiler’in yönetimi altında  krallık hanedanlığı sistemiyle idare edilen Ruanda’da, göç yoluyla buraya yerleşen üç etnik grup arasında (Hutular %85, Tutsiler %11,Twalar%1)    hiçbir çatışma ve geçimsizlik olmamış, 300 yılı aşkın devam eden bu düzenli yaşam sürecinde gruplar kendilerinin tek ırkdan geldiğini neredeyse kabullenmiş durumda iken, ne yazıkki 1884 yılında Avrupa Devletlerinin yaptıkları Afrika’nın paylaşılması konusundaki Berlin Konferası'ndan sonra başlayan sömürgecilik döneminde ayrımcılık tohumları ekilmeye başlanmıştır. 

Özellikle 1907 yılından itibaren Belçika yönetimi zamanında ülkenin daha kolay idare edilebilmesi için yapılan uygulamalarla bu ayrımcılık had safhaya varmıştır.
Belçika’lılar Tutsiler’e destek olmuş, azınlık olmalarına rağmen onlara daha fazla imkanlar vermiş ve yaşam alanlarında daha çok kolaylıklar sağlamıştır.
Aradan geçen birkaç yıl sonrasında ise Afrika koloni siyasetinde geçerli prensipleri, Belçika bu ülkedede uygulamaya başlamış ve yöneticiler ile yönetilenleri tam olarak ayırmak için Tutsiler’i yöneten ırk, Hutular’ı ise yönetilen ırk olarak tasnif etmiştir.
Bu ayrımcılığın kesinleşmesi içinde ırka dayalı sayım gerçekleştirilmiş Tutsiler ile mali durumu iyi olan Hutular a Tutsi kimliği, geri kalan kesimlerede Hutu kimliği verilmiştir.

Bunu hazmedemeyen çoğunluk etnik grup olan Hutular, bağımsızlık gününe kadar başarılı olamadılarsada sık sık ayaklanmalara girişmişler ve böylecede iki etnik grup arasındaki çatışmalar başlamıştır.
Tamamen ikinci vatandaş durumuna getirilen Hutuların bu baş kaldırış girişimleri Belçika’nında desteği ile Tutsiler ce acımasızca bastırılmış, bu yüzden yüzbinlerce Hutu komşu ülkelere göç etmek zorunda kalmıştır.

II nci Dünya Savaşından sonra tüm Afrika Kolonileri gibi Raunda nında bağımsızlık hazırlığı için Birleşmiş Milletler gündemine alınmasının yanı sıra bölgede özgürlükçü akımlarında güç kazanması üzerine Belçika yönetimi, ileride kendi egemeliğinin tehlikeye düşmemesi için tutumunu tamamen ters yönde değiştirerek Hutular a destek vermeye başlamıştır.

Bu destek 1950 yılından sonra dahada gelişerek devam etmiş ve Hutular yavaş yavaş seslerini duyurmaya başlamışlar, dergiler yayınlamışlar, birlik yada partileşme yoluna girmişlerdir.
Parti ve birlik konusunda Tutsiler de geri kalmamış onlarda bağımsızlık hazırlığı için kendi partilerini kurmaya başlamışlardır.

İlk parti 1957 de Hutular tarafından kurulan “Hutu Sosyal Hareketi” (MSM) isede faaliyet alanı çok sınırlı kalmıştır.
Bunun ardından yine bir Hutu olan İş adamı Joseph Gitera tarafından “Kitlelerin Sosyal Kalkınması İçin İşbirliği” (APROSAMA) kurulmuş, buna karşılık olarakda Tutsiler 1959 yılında “Raunda Ulusal Birliği” (UNAR) ni kurdular.

Son olarak Hutu Lider Kayibanda (MSM) partisini dönüştürerek “Raunda Demokratik Hareketi/Hutu Özgürlüğü ve Hareketi” (MDR/PARMEHUTU) Partisini kurmuştur.
Bu partiler bağımsızlık üzerine propaganda yapmakta iselerde, esas ağırlık etnik ayrımcılık üzerinedir ve zaman içerisinde taraftarlar patlamaya hazır bomba durumuna gelmiş ve bir kıvılcım beklenmektedir.

İlk çatışmalar ve katliama gidiş :
Bu gergin ortamda bombanın fitilini ateşleyen olay ise 1.Kasım.1959 günü MDR / PARMEHUTU Partisinin ileri gelenlerinden ve bir Hutu olan  Dominique Mbonyumutwa’nın Tutsi UNAR partili gençler tarafından saldırıya uğramasıdır.
Olay sonrası Hutular Tutsilere saldırıya geçer ve evleri yakmaya, ellerine geçirdikleri Tutsileri öldürmeye girişirler, bu karşılık Tutsilerde onlara saldırıya geçer derken etnik grupların birbirlerini yoketme savaşı başlamış olur.

Çatışmaların başlamasından itibaren de Belçika Yönetimi Hutular ın tarafını tutar, çoğu yakma yıkma olaylarına adeta seyirci kalır.
14.Kasım.1959 günü Belçika zor kullanarak olayları bastırır ama iki hafta içinde yüzlerce ev yakılmış, 300 ün üzerinde insan ölmüş, çoğunluğu Tutsi olmak üzere 1200 kadar kişi tutuklanmış, 7000 kadar Tutsi korunmak için Bugasera da bir kampta toplanmış, 15 000 kadarı ise başka bölgelere göç etmiştir.

En kanlı olaylar ise Tutsiler in azınlıkta olduğu kuzeybatı bölgesinde meydana gelmiş, Tutsiler teker teker öldürülmeye başlanmıştır.
1963 yılı sonuna gelindiğinde yüzlerce ölümün yanı sıra 130 bin kadar Tutsi nin   komşu ülkelere sığındığı görülmüştür.
Belçika Yönetimi çatışmalarla baş edemeyince, Ulusal Uzlaşma Konferansı nı düzenler ama bundanda sonuç alınamaz, nihayet Albay Logiest ve Kayibanda liderliğinde toplanan kurucu üyeler Gitarama kentinde bir araya gelerek 28.Ocak.1961 de oybirliği ile “Bağımsız Demokratik Raunda Cumhuriyeti”nin kurulmasına karar verirler.

25.Eylül.1961 de parlamento seçimleri yapılır ve seçim sonrası 44 üyeli parlamentoda Hutular ın partisi Parmehutu %78 oy ile 35 sandalye, Tutsiler in partisi Unar ise %17 oy ile 7 sandalye kazanır ama çatışmaların önü bir türlü kesilemez.

1.Temmuz.1962 Yılında Birleşmiş Milletlerce resmen tanınan Raunda’da yönetime geçen Parmehutu hükümeti, tek parti iktidarı sırasında da Hutu milliyetçisi  bir politika izledi.

1964 den 1974 Yılına kadar geçen zaman içerisinde “Pogrom” adı verilen olaylarda Tutsiler üzerindeki baskılar devam etti birçoğu öldürüldü, Resmi kurumlarda çalışacak Tutsilerin %9 oranı üst limit olarak tanımlanarak üst makamlarda  ve devlet görevlerinde bulunan Tutsiler işten çıkarıldı, öldürme ve yağma olaylarında yönetim adate seyirci kaldı. Birkaç göstermelik tutuklamadan başka hiçbir müdahalede bulunulmadı.

1973 de çatışmaların önlenmesi bahanesiyle Albay Habyarimana bir askeri darbeyle iktidarı ele geçirmiş ve ilk icraatı “Parmehutu” hareketine son vermiş isede geçen zaman içerisinde Tutsiler açısından bir değişiklik olmadı.

1980 Yılına kadar dış komşu ülkelere sığınan Tutsi sayısı 500 bine kadar ulaştı. Bu sığınmacı Tutsiler eğitimli ve kalifiye kişiler olduğundan gittikleri ülkelerde önemli kadrolarda bulunduklarından ülkelerine dönüş için organize olmaya başladılar ve bu amaç doğrultusunda kurulan “Raunda Yurtseverler Birliği” (RYB) Raunda yönetimine karşı baskı kurmaya çalıştı ama sonuç alınamadı.

Uganda’daki kamplarda bir araya gelen Tutsi  silahlı güçleri 1990 yılında sınırı geçerek Raunda içlerine girmeye başladılar ve 1992 de ateşkese kadar bi iç savaş başladı ve bu iş savaş ise kanlı olayların başlangıcı oldu.

Aşırı uçtan Hutular yönetiminde gizli desteği ile kalıcı çözüm için birtakım kararlar aldılar ve ülkenin en ücra köylerine kadar her yerde faaliyet gösterecek “Interahamwe” adını verdikleri yarı askeri milis örgütleri kurdular.
Bu örgütler ileride öldürülmek yada sürülmek üzere Tüm Tutsileri ve ılımlı Hutuları fişlediler, yaşadıkları yerleri belirlediler.

Ülkenin ekonomisi ateşli silah alımına uygun olmadığından, Çin’den 1 milyona yakın satır sipariş verilerek alındı ve Interahamwe milislerine dağıtıldı. Satır alamayanlara ise sivri uçlu sopalar keserler ve baltalar verildi ve bunların yabani hayvan ve böceklerle mücadele için kullanılacağı söylendi.
Tüm bu katliam hazırlıkları yapılırken zaten gizlice desteğini sürdüren Hutu yönetimi hiçbir müdahalede bulunmadı.

6.Nisan.1994 günü, içinde Hutulu olan Devlet başkanının bulunduğu uçağın düşürüldüğü radyolardan anons edilince, dünya tarihinen en kanlı katliamı başlamış oldu.
Zaten kaos içinde bulunan ülkede bu olayda eklenince, Interahamwa milisleri önceden fişledikleri Tutsileri ve ılımlı Hutuları tüm ülkede aynı günde öldürmeye başladılar.

Sistematik bir şekilde başlayan katliamla BM. Gücününde baş edemiyeceğini gören ABD olayların dışında kalmaya karar verir ve bu karışık ortamda hayatını kaybeden 10 BM.askerini sebeb gösterip BM. e baskı yaparak askerlerin ülkeden çıkarılmasını sağlar.
BM gücünün gitmesiyle katliam dahada şiddetlenir ve milisler ellerine geçen her türlü  balta, bıçak, satır, taş gibi kesici ve parçalayıcı aletlerle Tutsileri erkek, kadın, çocuk, yaşlı, hasta  demeden hunharca parçalarcasına öldürmeye başladılar.
Varlıklı olan Tutsiler “Kurşun Parası” vererek acısız ölümü satın alırken, olmayanlar ise acımasızca vede işkenceyle öldürülüyordu.

Öldürmekten yorulan Hutulu milisler dinlenmek için, kaçışları önlemek amacıyla yörenin çıkış noktalarında mola veriyorlar, dinlendikten sonrada yine vahşice kıyımlarına devam ediyorlardı.
Kendi başlarınada aynı olayların geleceğini düşünen kilisede rahipler, hastanelerde görevliler korkarak ellerindeki Tutsileri milislere öldürülmek üzere teslim ediyorlardı.
Artık tam anlamıyla canavarlaşan Hutulu milisler kan revan içindeki parçalanmış cesetleri kaldırmaya bile yanaşmazken, onlara saldıran köpekleri bile öldürmeye başlamışlar, öyleki ülkede nerdeyse köpek kalmamıştır.

Dünyadaki soykırımlara seyirci kalınamayacağını söyleyen batı ülkeleri bu katliamlar karşısında nedense suskun kalmışlar, özellikle tüm dünyada demokrasi havariliğine soyunan, sözde demokrasi uğruna Suriye’de halkı birbirine düşürüp ülkeyi kangölüne çeviren ABD ve Fransa, bırakın Ruanda’daki katliama müdahaleyi, BM.lercede müdahele edilme riskini bertaraf etmek için, tüm belgelerdeki “soykırım” sözcüğünün kaldırılması için baskıda bulunmuşlardır.

Ayrıca aşağıdaki ibret verici metni okuduğunuzda, katliamlara son verilecekken, bunu önleyen ve askerlerini ülkeye sokarak, katlima karşı direnen Tutsi RYB güçlerini yenilgiye uğratıp işgali altındaki bölgede Hutulara destek çıkarak, mevcut 600 bin insan ölümüne ek 200 bin kişinin daha hunharca öldürülmesine seyirci kalan Fransa, bunun hesabını nasıl verecektir bilemiyoruz.
Ermeni soykırımı için heykel dikmeye kadar ileri giden Fransa yönetimi ortak olduğu bu 200 bin insanın öldürülmesi olayını hatırlatacak nasıl bir heykel diker onuda kendileri vede onlara yandaş olan batı ülkeleri cevap vermelidir sanırım.

Olay şöyle gelişmiştir :
Tutsilere karşı sürdürülen kıyım devam ederken, komşu ülkelerde bulunan Tutsi RYB birliği güçleri katliamı önlemek amacıyla ülkeye doğudan girer ve katliamcı milislerle savaşarak onları ezip başkente kadar ilerlerler.
Hutuların başlattığı sistematik kıyım hareketi tam sona erecek derken, o güne kadar hiçbir olaya karışmayan Fransa ani bir karar askerlerini bu işgal bölgesine gönderir ve katlima engel olacak Tutsi RYB güçlerine karşı savaşa başlar ve Hutularla birlikte hareket ederek  Kigali’nin batısından Kongo’ya kadar olan bölgeyi RYB güçlerinden temizliyerek, bu bölgede Hutuların tekrar katliam yapmasına açıkça izin verir ve onlara hiç müdahale etmez.

Böylecede Fransız askerlerinin kontrolü altındaki bu bölgede 200 bin kişi daha öldürülmüş olur.
Doğurusu bu başarısından dolayı Fransız asker ve yönetimini alkışlamak gerekir çünkü dünyanın hiçbir yerinde  böyle bir başarı! ve kahramanlık! görülmemiştir.

Sonuç olarak Nisan-1994 günü başlayan ve 100 gün süren zaman içerisinde çok az bir  kısmı Hutu olan takribi 1 Milyon insan canavarca parçalanarak, kesilerek öldürülmüş hemen hemen Tutsilerin tamamı komşu ülkelere sığınmış, kıyım sonrası ise RYB güçlerinin intikam alacağı korkusuyla 2 Milyona yakın Hutu da komşu ülkelere göç etmiştir. Ülkede tarım arazileri dahil hiçbir üretim alanı ve merkezi kalmamış, Tutsilere ait tüm yerleşim alanları ise yakılmış ve yıkılmıştır.
Ne yazıkki bu vahşet Afrika’da söz sahibi durumunda olan batılı ülkelerin gözleri önünde meydana gelmiştir.

Yaşanan katliamın ardından sorumluların tesbit edilerek yargılaması için çalışmalar yapılmış isede ayakta kalan devlet kurumu bulunmadığından  sonuç alınamamış, çoğu sanık başka ülkelere kaçmış bir kısmı ise kendi köylerinde yaşamaya devam etmiştir.
Katliam acısının halk üzerinde yarattığı etkinin dindirilmesi için halkın, bulunduğu yörelerde kendi mahkemelerini kurması istenmiş ve bu mahkeme kararlarının ulusal mahkeme kararları yerine geçeceği bildirilince, her yörede halk mahkemeleri “Gacaca” kurulmuş ve bu mahkemeler sanıkları yargılamaya başlamıştır.

Ancak sanıklar okadar çokturki mahkemelerin yıllarca süreceği düşünülerek, 3 kişiden fazla insan öldürenler yargılanmış diğerlerine bakılmamıştır.
Daha üst kademedeki sanıklar ise BM. gözetiminde Tanzanya/Arusha da kurulan uluslar arası suçlular mahkemesinde yargılanmış ve yargılama devam etmiştir.

31.Mart.2005 Tarihinde katliamcı milis gücü olan Interahamwe lağvedilerek yerine “Demokratik ve Özgürlükçü Raunda Güçleri” (FDLR) adı verilen Raunda ordusu kurulmuş ve soykırımı kınayarak iç savaşa son verildiğini resmen ilan etmiştir.

KATLİAM GÖRSELLERİ İÇİN...TIKLAYIN.

Ruanda Katliamı ve Günümüz Olayları :
Yüzyıllarca nüfus oranı az ama kendilerini yetiştirmiş bilinçli bir etnik grup olan Tutsiler'in yönetiminde yaşamını sürdüren Ruanda’da, hiçbir kanlı olay yada kıyım gibi çağdışı olaylar meydana gelmemiş iken, ne zaman ki “Demokrasi çoğunluğun iktidarıdır” safsatası sonucu seçimle iktidarı ele geçiren, çoğunluk olmasına karşın tamamen cahil ve ırkçı düşüncelerle beslenmiş etnik bir grup olan Hutular'ın “halk bizi seçti her yaptığımız doğrudur” sloganı ile yılların verdiği ezikliği gidermek için giriştiği kanlı olayların neticesidir bu utanç tablosu katliam. 

Bu olaylardan şu sonucu çıkarabilirmiyiz acaba diyorum : 
Demokrasi anlamını ve değerini bilen ülkeler için vazgeçilmez bir sistem, ama anlamından bihaber olan ülkeler için ise hınç alma, yoketme, eziklik duygusundan kurtulmaya yönelik bi araçmıdır.

Henüz dün gibi 8 yıl önceki bu olayları günümüze indirgersek, tüm demokrasi havarisi başta ülkemiz yönetimi olmak üzere, ABD ve batı ülkelerinin çabalarıyla ortaya çıkan, kapitalizmin kanlı oyunu  “Arap Baharı” uydurmasının sonuçları o günleri hatırlatıyormu dersiniz.

Libya’da yönetimi ele geçiren ezici çoğunluğun Kaddafi’yi kısasa kısas düşüncesiyle canavarca linç edip sokaklarda sürüklemesi, olaya kimsenin müdahale etmemesi, Mısır’da yine ona benzer bir  çoğunluğun Mubarek’e verilen müebbet hapis cezasını az görerek idam edilsin naralarıyla kana susamış canavarlar gibi sokaklara dökülmeleri, Irak’da iktidarı ele geçiren çoğunluk Şii İslam grubunun Suni İslamları yönetimden silme çabaları.

Suriye ise acı sonuçlar arifesinde bugün. Aynı Arap Baharı oyunu ve azınlıktaki Esad Yönetiminin bertaraf edilmesi için yine aynı Demokrasi düzmecesi ile başta Türkiye yönetimi olmak üzere batı ülkelerinin amansız mücadelesi.

Bugünki iktidar sözcülerinin “Esad kendiliğinden gitmez ise sonucunada katlanır” cümlesi size neyi çağrıştırıyor acaba dersiniz. Bu sözü Suriyede gözünü kan bürümüş gaddarlaşmış karşı gruplar söylese, eh napalım savaş bu söyler derdik ama, ne yazıkki bunu söyleyenler tamamen Suriye dışında ve bir zamanlar Esad ailesine kardeşim diyenler olunca doğrusu şaşırmamak elde değil.

Onlara şu soruyu yöneltmek isterdim. Esat zorla devrilirse ve bu yenilgidede ailesi ile birlikte katledilirse çokmu hoşunuza gidecektir, zevkmi alcaksınız böyle canavarca bir olaydan, yoksa sizlerindemi gözüne kan bürüdü, yada bizim bilmediğimiz bir şeylermi var, Esat ve grubu acaba ezelden bizim kan düşmanızmıydı da şimdimi anladık.

ETİKETLER: ARAP BAHARI, ESAD, MÜBAREK, KOLONİ, KATLİAM, SATIRLAR


19_09_persembe Image Banner 160 x 600

20 min-banner TR_468x60_20minutes_v1 Image Banner

Green Card çekilişine katılarak siz de ABD de yaşama ve çalışma imkanına kavuşabilirsiniz!



Hiç yorum yok :

Yorum Gönder



BUNLARDA DİKKATİNİZİ ÇEKEBİLİR











TARİHTE BUGÜN-Hürriyet Kafe


Tarihte Bugün v.8.0
************************************

FOREX
Green Card çekilişine katılarak siz de ABD de yaşama ve çalışma imkanına kavuşabilirsiniz! ABD......
ADİL IŞIK