.

.
Bumerang - Yazarkafe


19 MAYIS

19 MAYIS

YASAK SİTELER

7.9.10

1

Devlet ADAMI Nasıl Olunur

Devlet adamı nasıl olmalıdır?

Devlet adamı nasıl olmalıdır? Ahmet Vefik Paşa...

Sık sık tekrarlayıp dururuz, devlet adamı diye.. Devlet adamı nasıl olmalıdır?
Ahmet Vefik Paşa'ya Bursa Valiliği sırasında sormuşlar:
Paşa Hazretleri, devlet adamında ne gibi özellikler bulunmalıdır?
Paşa "Mim" harfi ile yani "M" ile başlayan özellikleri sıralamış:


Muteber...: İtibarda olan,sözü geçen
Mutedil... : Orta ölçüde,aşırı değil
Mutena... : Özenilmiş
Mu'tezim..: Azimli
Mutlif.......: Affedici,bağışlayan
Muvaffak.: Başarılı
Muvahhit..:Tek tanrıya inanan
Muvakkit.: Zamanı tayin edebilen
Muzaffer..: Üstün gelebilen
Mübeccel: Yüceltilmiş
Mübeşşir.: İyi, sevindirici haber veren
Müceddid:Yenileyici
Mücerreb: Denenmiş
Müdebbir: Tedbirli
Müeyyit...: Kuvvetlendiren
Müfarık...: Ayırabilen
Müfekkir : Düşünen,düşündüren
Müferrih..: Ferahlık veren, sıkıntı gideren
Müheyya : Hazır olan
Mühip.....: Heybetli
Mükrim...: İkram eden,misafirsever
Mültefit...: İltifat eden, güleryüzlü
Mümeyyiz:İyiyi kötüden ayıran
Münevver:Aydın,kültürlü
Mümtaz...:Diğerlerinden ayrı ve üstün tutulan

Ahmet Vefik Paşa bunları sıraladıktan sonra eklemiş:

--Ama bu özelliklere sahip adamları önce devletin arzu etmesi ve sonra onlara imkan vermesi şarttır.Yoksa benim gibi dört ayda bir aylığı gelir, benim kaymakamlarım gibi geçim derdinde olur, devlet merkezi kendi şeref ve haysiyetinin temsilcilerine bu kadar ilgisiz ve vefasız olursa, devlet adamında bu özellikler olsa bile, adam içine kapanır, ne memlekete ne de kendisine faydalı olur. 

Alıntı:
Hasan Pulur.1984

**************************************

Devlet adamı nasıl olur?


Hürriyet gazetesinin deneyimli yazarı Rahmi Turan "Siyaset adamlarının ibretle okuması gereken" bir hatıratı köşesine taşıdı.
Bir zamanlar maziye bak!

GÜNÜMÜZÜN Başbakanı, muhalefet partisini “İspatlamazlarsa namussuzdurlar”, çiftçiyi “Artistlik yapma lan! Ananı al da git!”, koruma polisini “Senden bir cacık olmaz!”, doktorları “Gözünüzü toprak doyursun!” diye haşlarken, Atatürk döneminden bir anı geldi aklımıza... Siyaset adamlarının ibretle okuması gerekir.

* * *
Atatürk İstanbul’da Florya Köşkü’ne giderken Nuri Conker’in kullandığı otomobil tenha bir yola sapar. Atatürk tarlada çalışan bir çiftçi görür. Adam çiftindeki öküzün yanına eşeğini bağlamıştır. Tarlasını yalpa vura vura güçlükle sürmektedir.

Atatürk, otomobili durdurur ve araçtan iner. Çiftçiye, neden sabana inek ya da öküz yerine eşeğini sürdüğünü sorar. Çiftçi, Atatürk’ü tanımaz:

“Devlet öküzün birini vergi olarak haczetti beyim” der.

Atatürk’ün canı sıkılır:

“Neden hakkını aramak için muhtara başvurmadın ağa?” der.

Adı Halil olan çiftçi acı acı gülümser:

“Öküze haciz konulurken muhtar da oradaydı!”

“Valiye başvursaydın o zaman...”

“Vali ilgisiz biri, beni dinlemez ki…”

“Başvekil İsmet Paşa’ya gitseydin!”

“Başvekil sağırdır, kulağı duymaz!”

“Mademki öyle, sen de Atatürk’e çıksaydın!”

“Alay etme beyim, o büyük adam içtiği rakıyı bırakıp da benimle mi uğraşacak?”
* * *
Atatürk’ün neşesi kaçmıştır. Geri dönerlerken Nuri Conker’e akşam Florya Köşkü’nde kurulacak sofraya valiyi, kaymakamı ve başbakanı da davet etmesini söyler ve “Daha sonra çiftçi Halil Ağa’yı da getirin. Fakat Halil Ağa nereye getirildiğini bilmesin!” der.

Akşam davetliler gelir, sofrada yenilip içilmeye başlanır. Bir süre sonra Atatürk:

“Şimdi buraya çok önemli bir konuk, milletin efendisi gelecek” der.

Köylü Halil Ağa içeriye alınır. Halil Ağa akıllı bir adamdır, Florya Köşkü’ne gelişinden, garsonların fısıltılarından Atatürk’ün huzurunda olduğunu anlar, beti benzi sararır, titremeye başlar. Atatürk ondan, sabah söylediklerini tekrarlamasını ister.

Valinin ilgisiz, başvekilin sağır olduğunu orada yüzlerine karşı nasıl söylesin Halil Ağa? Üstelik Atatürk için “İçtiği rakıyı bırakmaz” dediğini nasıl tekrarlasın?

“Bunu bana söyletme Paşam, ağzıma erimiş kurşun dök, söyletme!” diye inler.

Atatürk “Haydi söyle” diyerek devam eder:

“Aklımda kaldığı kadarıyla, valinin ilgisiz, başvekilin sağır, benim ise yemek içmekten hoşlanan bir sarhoş olduğumu söylemiştin...”

Halil Ağa öpmek için Atatürk’ün ayaklarına sarılır:

“Halt ettim ben, eşeklik ettim, affet beni Paşam, affet!”

Köylü tir tir titrerken Atatürk gülümseyerek onu masaya oturtur ve garsonlara “Halil Ağa’ya da bir duble rakı verin, o bu gece bizim şeref konuğumuzdur” der.
* * *
Bir süre sonra rahatlayan Halil Ağa, eline iki öküz alacak kadar para verilip Köşk’ten uğurlanırken mutluluktan ağlamaktadır.

O zaman Atatürk, Başvekil İsmet Paşa ile Vali’ye döner, sabah olanları anlattıktan sonra mavi gözlerinden şimşekler çakarak:

“Olmuyor efendiler! Devlet çarkı işlemiyor! Biz bu Cumhuriyeti, işçiyi, köylüyü zor duruma sokmak, ellerindeki malları haczetmek için mi kurduk?” diye bağırır.

Bir Atatürk’ün vatandaşa davranışını düşünün, bir de bu günlere bakın! Benzerlik varmı.
Tarih: Thu Aug 27 13:06:41

**************************************

Devlet adamı Hakkında :


Ergun Göze
H.O. Tercüman Gazetesi'ndeki tüm makaleleri

ÜLKEMİZ ve devletimiz çok uzun zamandan beri eskilerin 'Kaht-ı Rical' dedikleri 'Devlet Adamı yokluğu' çekmektedir. Devlet Adamı adeta bir Zümrüd-ü Anka kuşu haline gelmiştir. Bu, bir yandan da demokrasinin marifetidir. Çünkü sandık, devlet adamı yetiştirmez, makama oturtur ama o makama liyakat vermez. Seçenlerin de isabet edip etmediklerini gösterir.

Biz ki savaş meydanından gelmiş, her biri ne olursa olsun, bir noktada devlete hizmet etmiş, fedakarlık göstermiş insanları bile 'Devlet Adamı' sıfatına layık görmemiş tenkit etmişiz, bugün sandıktan çıkanların bir kısmına bakınca tenkitlerimizden pişman olmaktayız. Kurtuluş Savaşı'nda, düşmana ilk kurşunu atan alay kumandanı, yahut savaşlarda yaralana yaralana vücudu kalbura dönen bir insan belki kendisinden istenen kamu hizmetini tam yapamıyorsa da, devletine önceki hizmetleriyle bir hak en azından mazeret sahibi görünümdedir.

Devlet Adamı deyince bu millet önce bir haysiyet, vakar, tokgözlülük, tenezzülsüzlük, icabında fedakarlık ve sorumluluk şuuru aramıştır. Bunu da ekseriya basit gibi görünen ölçülerle ifade ve tespit etmiştir. Mesela 'Oturduğu koltuğun yayları ona sert gelir' cümlesinde olduğu gibi.

Ne var ki demokratik çalkantılar ve parçalanmalar zaten bir devlet kadrosunu zor çıkaran toplumda, bürokrasi, parti ve devlet kademelerinde, boşluklar açmış üstelik irtifa ve değer kaybına sebep olmuştur.

Bu dert Osmanlı'nın son zamanlarında da kendini göstermişti. Nüktedan bir Ohannes Efendi anlatırlar. Yeni kabine ilan edilmiş, Dahiliye Nazırlığına hiç umulmayan mesela bir 'Hilmi Efendi' tayin edilmiş. Ohannes Efendi'ye sormuşlar 'Hilmi Efendi'den de Dahiliye Nazırı olur mu?' Ohannes Efendi kendi şivesiyle cevap vermiş 'Yapıncas olur'.

'Yapıncas' oluyor da, yapınca olmuyor. Nitekim birçok bakan yerini doldurmuyor. İğreti duruyorlar. Liderlerin, 'Efendim, kumaş bu, eldeki malzeme bu, ne yapalım' demelerine kulak asmayın. Onlar da daha iyi kumaş mı aradılar, yoksa bana itaat etsin, akıl öğretmeye kalkmasın, emrimden çıkmasın'ı siyaseten yükselmek, ahlaken terbiye ve görgü itibariyle, tok gözlülük, hakka riayet, önce vatanı milleti düşünmek bakımından da yükselmiş olmayı gerektirmez mi? Hatta başkaları için meşru olanı Devlet Adamı sıfatıyla kendisine yakıştıramamak gibi bir asaleti gerektirmez mi? Oğullarına bakanlığından imkanlar temin eden bakanlar, hukuken mesul olmasalar bile manen milletin ayıplamasından kurtulabilirler mi?..

Bütün bakanların, dış seyahatlere bu kadar itibar etmesi, hanımını alanın dünya turuna çıkması ne demektir? Bu pahalı seyahatlerde millete ne gibi bir fayda temin etmektedirler, bunu açıklayabilirler mi? Bunların hepsi mi iş seyahati?

Bilhassa başbakanımız için kimse çok geziyor diyemez. Derse hemen Nasrettin Hoca'mız, mezarından kalkıp gelir 'Hayır! der, çok gezse memlekete de uğrardı' derdi. Çok gezdi de ne oldu? AB'ye gireyim derken üzerimize nice belaları sıçratmadı mı?

Harcırah tatlıdır diyecek olanlara bir harcırah hikayesi anlatayım.
Mareşal Çakmak'ın Yardımcısı Org. Asım Gündüz'den naklediyorum.
Büyük Taarruzun İkinci Ordu Kumandanı Yakup Şevki Subaşı Paşa gözlerinden rahatsızlanır. Tedavi için Viyana'ya gitmesi gerekir. (Galiba) İki bin lira harcırah verirler. Tedavi olur döner. Harcırahtan artan parayı iade etmeye gelir. Ordu muhasebesi şaşırır. 'Avans vermedik. Bu para kanuni ve kesin hakkınızdır iade mümkün değildir' derler.
Ama Subaşı Paşa 'Kabul edemem. Bu millet beni yetiştirdi, okuttu paşa yaptı, tedavi de ettirdi, saçı bitmemiş yetimin bu parada hakkı var, alın ne yaparsanız yapın' der.


Asım Gündüz Paşa 'Hatıralarında' bir de şişman bir milletvekilini anlatır. Orduya bozuk dürbün ve eğer 'PAZARLAMAYA' uğraşmaktadır. Buyurun kulak verin tarih ne diyor: 'Adam var adam var. Hem adam, hem devlet adamı olan da var.'

Ergun Göze tarafından yazılan bu makale, 15 Mayıs 2006 Pazartesi günü yayınlanan H.O. Tercüman Gazetesindeki köşe yazısıdır.

Turkcebilgi.com: Ergun Göze - Devlet Adamı
Makale ve köşe yazısı
Genel Başvuru ve Bilgi Sitesi
Under Creative Commons License: Attribution Non-Commercial
***

Nasıl devlet adamı olunur

12 Eylül askeri müdahalesinin ertesindeki günleri çok iyi hatırlıyorum.
O günlerde rahmetli Bülent Ecevit’in yanındaydım.
Arayış Dergisi’ni çıkarıyorduk.
Ecevit ve Demirel, askeri yönetim tarafından hapse atılmış, partileri kapatılmıştı.

Avrupa Konseyi’nden çok sayıda insan Türkiye’ye gelip gidiyordu.
O günün gazetelerine bakın.
Ne Demirel’den, ne Ecevit’ten, ne de onların yakınındaki insanlardan, Avrupa’ya gidip, "Türkiye’ye Konsey’den atın, aleyhte bildiri yayınlayın" gibi bir istekte bulunduğunu gördüm.
Evet, onlar hapse girmiş insanlardı.
Tam aksini yaptılar.

Rahmetli Turan Güneş’in Türkiye’yi Avrupa Konseyi’nde tutmak için verdiği mücadeleyi hálá hatırlıyorum.
Bu, bir kültür farkıdır.
Bu bir vatanseverlik farkıdır.
Ciddi bir siyaset anlayışı farkıdır.
İşte bu devlet anlayışları yüzünden her iki lider de "devlet adamı" olmuştur.

* * *
AKP yandaşları bana soruyor:
"Sen AKP’nin kapatılmasını mı istiyorsun?"
Hayır, asla böyle bir şey arzu etmiyorum.

Bir başka taraf soruyor:
"Sen Ergenekon soruşturmasına karşı mısın?"
Hayır, karşı değilim.
Tam aksine, gerçeklerin ortaya çıkmasını bütün gönlümle arzu ediyorum.

Ama şunu da yapmıyorum:
Mahkemeleri olumlu veya olumsuz yönde etkileyecek davranışlardan, yazılardan özenle kaçınıyorum.

Her iki konudaki görüşüm ise şöyle:
Türkiye, gerçek bir uzlaşma anayasası yaratmak için tarihi bir fırsatla karşı karşıya.
Bu iki fırsat, Anayasal düzenine canı gönülden bağlı makul Türk vatandaşlarını buluşturacak, son yıllarda hayatımızı zehir eden, her görüşteki fanatiğin etkisini nötralize edecek bir yolu açabilir.
İşte o nedenle, önümüzdeki tarihi fırsatı bir kere daha altını çize çize vurgulamak istiyorum.
* * *
Ergenekon soruşturması iyi yönetildiği takdirde, Türkiye’de "demokratik rejime saygılı olmayan" fanatiklerin tasfiyesini sağlayabilir.
Suça katılmayan ama o fikirlere sahip çevreler için de iyi bir terbiye edici işlev görebilir.
Kapatma davasına gelince...
Bu da, Türkiye’de "laiklik konusunda" hassasiyet göstermeyen çevreler için terbiye edici bir işlev görebilir.
Görmelidir.
Ayrıca demokrasi anlayışında da çok sağlam bir uzlaşma temeli yaratabilir.
O da şudur:

Demokrasi, sadece Meclis çoğunluğundan ibaret bir rejim değildir.

Tabii bir de keyfi yönetim meselesi var.
Son yıllarda bu konuda giderek büyüyen bir hoşnutsuzluk var.

O konuda da anlaşmamız lazım.
* * *
Tekrar ediyorum.
Önümüzde büyük bir fırsat var.
Eğer bu iki fırsatı iyi kullanır, bunu hepimiz için, dikkat edin "hepimiz için" diyorum, terbiye edici bir süreç olarak görürsek, bizler de, ülkemiz de kárlı çıkarız.

Ama bunun bir şartı var.
Bu iki süreci de çok iyi yönetmek.
Yani Ergenekon soruşturmasını dejenere etmemek, cadı avına, yeni bir "McCarthyizm"e çevirmemek.
Kapatma davasını da ne intikamcı, ne cezalandırıcı, ne de önyargılı biçimde sürdürmemiz gerekir.
Tekrar ediyorum, bu da herkes için geçerlidir.

Son cümle:
Maalesef, şu ana kadar her iki fırsatın da kaçırılması ihtimali daha yüksek görülüyor.

*********
Devlet Adamı nasıl olunur?
Atatürk'ün başyaveri Salih Bozok anlatıyor :

Baskumandan, dusmandan kurtardigi Izmir'de gecirecegi ilk geceyi yasiyordu.
Mustafa Kemal Pasa İzmir'de ilk gecesini calisarak gecirdi. Zengin bir
sofra hazirlandigi halde ufak tefekle karnini doyurdu ve gec vakitlere
kadar calisti.

Ertesi sabah erkenden uyandik.
Hafif bir kahvaltidan sonra vilayet konagina gittik.
Vali, Ingiliz konsolosu ile konusuyordu.
Biz gelince vali ayaga kalkti ve konsolos ile Mustafa Kemal Pasa'yi
tanistirdi. Konsolos iyi Turkce biliyordu.

Pasa valiye sordu:
-"Konu nedir ?"
Vali anlatti:
-"Sayin konsolos, ingiliz tebasi vatandaslarla rum ve ermeni azinligin
guven altinda olup olmadigindan endiseleniyorlar. Ben kendilerine
herkesin guven altinda oldugunu bildirdim".

Mustafa Kemal Pasa konsolosun turkce bildigini biliyordu, buna ragmen
kendisine valiyi muhatap aldi:

- "Ee, peki daha ne istiyormus ?"
Bu soruya konsolos turkce cevap verdi:
-"Tebamiz icin hukumetinizden yazili teminat istiyorum !"

Pasa:
-"Ne yani, Yunanlilar zamaninda siz tebanizi daha emniyette mi goruyordunuz ?"

Konsolos, kasilarak:
-"Evet" dedi, "Yunanlilar buradayken tebamizi daha emniyette goruyorduk."

-"Oyleyse buyrun, tebanizla birlikte Yunanistan'a gidin, efendim !"

Konsolos sinirlenerek sesini yukseltti:
-"Yani majestelerimin hukumetine savas mi aciyorsunuz ?"

Pasa:
-"Siz kiminle neyi konustugunuzu biliyor musunuz ? Ben Millet
Meclisinin baskani ve Turk ordulari baskomutaniyim. Savas acmaya da
baris yapmaya da tam yetkiliyim. Peki siz kimsiniz ?! Hukumetiniz
adina savas ve baris gorusmeleri yapmaya yetkili misiniz ? Boyle bir
yetkiniz varsa goruselim. Yoksa (eliyle kapiyi gosterdi) buyurunuz
disariya, efendim !.."

Konsolos, Mustafa Kemal Pasa'nin son sozleri uzerine sapsari kesildi
ve tek bir kelime soylemeden kapidan cikti gitti.

Mustafa Kemal Pasa, adamın arkasindan valiye dondu:
-"Bunlara yuz vermeyin vali bey ! Bir donanma onunde pisacak, bir blof
karsisinda yelkenleri suya indirecek bir devletcik saniyorlar bizi !
Kustahlik derecesine bakin, bana 'savas mi aciyorsunuz ?' diye
soruyor. Barut kokan bir odada adamin sordugu seye bak !.. Savas
halinde degiliz sanki !"
***************

Birkac saat sonra, Ingiliz donanmasi komutani hukumet konaginin
kapisindan girerek Mustafa Kemal Pasa'nin odasina yoneldi. Nazik fakat
ofkeli bir hali vardi.
Rusen Esref kendisine ne istedigini sordu.

-"Baskomutan Mustafa Kemal Pasa ile gorusmek istiyorum !.."
Birlikte odaya girdiler, kapi kapandi.

Amiral:
-"Cok guc kosullar altinda bir savas kazandiniz, sizi asker olarak
ictenlikle kutlarim. Canakkale'deki basarinizi rastlantiya borclu
olmadiginiz kanitlandi boylece. Buyuk bir askerle tanistigim icin
memnunum." diyerek ovguler yagdirmaya basladi.

Pasa, bikkin bir ifadeyle:
-"Bunlari gecin amiral. Cok isimiz var. Asil konuya gelin" dedi..

Amiral bu tavir karsisinda bocalayarak konuya girdi:
-"Izmir'de tebamiz ve sizin azinliklariniz ermeniler, rumlar var. Yeni
askeri yonetim altinda bu insanlarin statusu nedir? Guvende midirler
?.."
-"Hic kuskunuz olmasin amiral. Tebaniz ve azinliklar hukumetimizin

korumasi altindadir. Suc islemeyenler, kendilerini guvende
sayabilirler"

-"Peki suc isleyenler ?"

-"Suc isleyenler sayin amiral, muhtemelen sizin ulkenizde de oldugu
gibi, adaletin huzuruna cikar. Suclu olanlar, cezalarini cekerler."

-"Fakat Pasa Hazretleri, fevkalade gunler gecirdik. Yunan ordusundan
cesaret alan rumlar simariklik yapmis olabilir. Bugun bu insanlar
yerli halkin dusmanligi ile yuz yuzedirler. Ermenilerin biliyorsunuz
buyuk bir bolumu goce zorlandi ve onemli bir bolumu hayatlarini
kaybetti. Bu ruh haliyle Yunan ordusu ile isbirligi yapmis, bazi
Turklere zor gunler gecirtmis olabilirler. Bunlar, fevkalade gunlerin
olaylaridir, bagislanmasi, hos gorulmesi gerekir. Eger bu kisiler
halkin husumetine birakilacak olursa, butun dunya aleyhinize kiyameti
koparir !.."

Son cumleye kadar amirali sakince dinleyen Mustfa Kemal Pasa,

"dunyanin koparacagi gurultu" ile tehdit edilince amiralin sozunu
kesti:
-"Ustunluk pozunuzu derhal bir kenara koyunuz amiral ! Milletleri
tehdit etmekten de vazgeciniz. Ingiltere ve muttefiklerinin kiyamet
koparip koparmayacagini dusunmem bile ! Bunlar memleketin dahili
isleridir ve de sizin bu islere karismaniza musaade etmem.
Majestelerinin devleti bizim azinliklarla ugrasmaktan vazgecsin. Kim
ki bize saygi beslemez, bizden de saygi beklemeye hakki olmaz"

Amiralin yuzu bembeyaz oldu:
-"Ingiliz hukumetinin tebasini her yerde koruma hakki devletler hukuku
teminati altindadir. Avrupa devletleriyle birlikte arkaladigimiz rum
ve ermenilerin guven icinde bulundurulmasini sadece rica ettik. Yoksa
biz bu guvenligi saglayacak gucteyiz..."

Pasa:
-"Arkaladiginiz Yunan ordusunun denizde yuzen cesetlerini herhalde
gormus olmalisiniz. Ordumuz asayisi saglamistir. Izmir limanini
donanmaniza kapatiyorum. Isterseniz, tebanizi gemilerinize
doldurabilirsiniz. Donanmanizin en kisa zamanda limani terk etmesini
istiyorum !"

Sert sozler karsisinda amiral ne yapacagini sasirdi:
-"Ingiltere'ye savas mi aciyorsunuz ?"

Pasa:
-"Savas acmak mi ? Siz yoksa Sevr antlasmasinin halen yururlukte
oldugunu mu saniyorsunuz? Biz onu coktan yirtip attik bile. Karsimda
serbestce oturusunuzu, sizi konuk saymama borclusunuz ! Fakat
nezaketimizi kotuye kullanmaniza musaade edemem. Su anda hukuken
"baris antlasmasi yapmamis" iki devletiz. Savas hukuku halen
yururluktedir. Gemilerinizi derhal karasularimizdan cekmenizi size
tekrar ve son defa ihtar ediyorum !..."

Bir balmumu heykeline dondu amiral....
Sert adimlarla girdigi Mustafa Kemal Pasa'nin odasinda oturdugu
sandalyede kuculdukce kuculdu ve sonunda kekeleyerek:
"- Affedersiniz
!" dedi, yerlere kadar egilerek geri geri kapiya gidip disari cikti.

Olay kisa sure icinde sehirde duyuldu...
Ingiliz ve Fransizlar kendi uyruklarini gemilere bindirmeye basladilar.
Birkac saat sonra da sessizce cekilip gittiler...

-ErkanÖztürk-

1 yorum :

  1. Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
    > Işığı gördüm, korktum.
    > Ağladım.
    > Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
    >
    > Karanlığı gördüm, korktum.
    > Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi... Ağladım.
    >
    > Yaşamayı öğrendim.
    > Doğumun, hayatin bitmeye başladığı an olduğunu; aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.
    >
    > Zamanı öğrendim. Yarıştım onunla...
    > Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...
    >
    > İnsani öğrendim.
    > Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
    > Sonra da her insanin içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.
    >
    > Sevmeyi öğrendim. Sonra güvenmeyi...
    > Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu, sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.
    >
    > İnsan tenini öğrendim. Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu...
    > Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.
    >
    > Evreni öğrendim. Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim. Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.
    >
    > Ekmeği öğrendim. Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini...
    > Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.
    >
    > Okumayı öğrendim.
    > Kendime yazıyı öğrettim sonra...
    > Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...
    >
    > Gitmeyi öğrendim. Sonra dayanamayıp dönmeyi...
    > Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...
    >
    > Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yasta...
    > Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
    > Sonra da asil yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine aydım.
    >
    > Düşünmeyi öğrendim. Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim. Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.
    > Namusun önemini öğrendim evde...
    > Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu; gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.
    >
    > Gerçeği öğrendim bir gün... Ve gerçeğin acı olduğunu...
    > Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim.
    >
    > Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.
    >
    > MEVLANA
    >
    >
    >
    >

    YanıtlaSil



BUNLARDA DİKKATİNİZİ ÇEKEBİLİR











TARİHTE BUGÜN-Hürriyet Kafe


Tarihte Bugün v.8.0
************************************

FOREX
Green Card çekilişine katılarak siz de ABD de yaşama ve çalışma imkanına kavuşabilirsiniz! ABD......
ADİL IŞIK