.

.
Bumerang - Yazarkafe


19 MAYIS

19 MAYIS

YASAK SİTELER

1.8.10

0
İstiklal Savaşı'ndan Unutulmayanlar


GAZİ TOP MERMİ KOVANI :

1921 Yılının Soğuk Mart ayı ve İstiklal Savaşı’nda İnönü Ovası. İç Anadolu’ nun buz kesen bozkırında bir top bataryası ve 18 saattir süren top atışında, 75 mm.lik top mermilerini durmaksızın namluya süren bir topçu çavuşu Ethem.


Sandıkta kalan son üç mermiden birini eline aldığında bir an duraksadı, çünkü merminin üzerinde bir çaput sarılıydı.
Çaputu açtığından içinde düşen cisme baktı, kalem gibi bir şeydi ve metalden yapılmıştı, sivri keskin uçluydu. Onu çözmeye çalışırken kovan üzerinde kazılarak yazılmış yazıları görünce olayı kavramış oldu ve kovanı namluya sürdü. Ateşlemeden sonra yere düşen kovanı sandığa koymadı ve yerde soğumasını bekledi.

Akşam olmuş, savaşın hızı kesilmiş, Ethem çavuş da istirahate çekilmek için giderken kovanı yanına almıştı.

İlk işi merak ettiği kovanın üzerindeki yazı oldu ve onu okudu. Kovanın üzerinde, 1 nci İnönü Savaşı’nın en şiddetli günlerinden birinde yazılmış bir not vardı.” Karahisarlı Seyfi Çavuş. 4.Alay 2.Tabur 8.Batarya. 26. Rebiyülahır. 1339 İnönü”(7.Ocak.1921)


Savaş yıllarında, cephede boşalan kovanlar tekrar Ankara İmalat-ı Harbiye Atölyelerine gönderilir, orada doldurulduktan sonra tekrar cephelere iade edilirdi.
Bunu öğrenen bir asker kovan üzerine hatıra olsun diye bir not düşmüş, notu gören atölye ustalarıda tekrar yazılması için dolusunu gönderirken üzerine bir çelik kalem koymayı ihmal etmemişler.

Ethem Çavuş da bu uygulamaya ortak olmak için, oturmuş bir kenara  ve kovan üzerine “Aksekili Ethem Çavuş. 8.Alay, 3.Tabur, 1.Batarya. 20.Recep.1339 İnönü” (30.Mart.1921) notunu kazıyıp, Ankara’ya gönderilmek üzere sandığa yerleştirmiş.



Aradan 5 gün geçer ve Ankara Atölyede, sandıkları boşaltan kalfa üstü yazılı ve kalem bağlı kovanı görünce sevinçle “Kamil Ustaaa, müjdemi isterim, senin yavru cepheden dönmüş” bağırır.
Yeni baba olmuş bir adam sevinciyle tüm işçilerle birlikte sandığın yanına giderler ve kovanı eline alan Kamil Usta yüksek sesle mesajı okur.

Tezgahın başına geçen Kamil Usta hemen kovanı düzeltir, barutunu koyar, çekirdeğinide oturtur, kullanılmaya hazır kovanın üzerine kalemide sararak bir bebek misali şefkatle sandığa yerleştirir.
İşçiler hep bir ağızdan “Allah kavuştursun” deyip tezgahlarının başına geçerler. Kamil Usta kapağı hala açık duran sandıktaki yatırdığı mermiye hüzünle bakar ve “Selametle git aslanım, Allah muvaffat eylesin, çak bekletme bizi” der.



Aradan aylar geçer ve tahmini 18 ay sonra kovan tekrar gelir Atölyeye, bu zamana kadar toplam 8 adet mesaj taşımıştır kovan ve hepde değişik cephelerden.
Kovanın Ankara’ya en son gelişi, Türk Ordularının İzmir’e giriş tarihine rastlar. Ankara gibi Atölyedekilerde sevinç içerisindedirler ama bu gelen kovan onları bir an için yasa boğar.
Kovanın içinde çelik kalemin yanında bir mektup ile bir bakır künye bulunuyordu ve üzerinde de 9 ncu not olarak kazılmış “ Karahisarlı Seyfi Çavuş. 4. Alay, 2. Tabur, 8. Batarya. 12 Muharrem 1341 Banaz” (4.Eylül. 1922) yazısı vardı.



Atölyedekiler hemen mektubu açıp okumaya başladılar :

“Bismillahirrahmanirahim. Selamün Aleyküm, gayretperver ustalar
 Allaha şükürler olsunki mendebur düşman kaçıyor. Muzaffer Türk Ordusu beş gündür durup dinlenmeksizin kafiri kovalıyor.

Güzel İzmir’e kalplerimizdeki imanımız kadar yakınız artık. İki gün evvel Banaz’daki muhaberede bataryamın çavuşlarından Seyfi, kalleş düşmanın kurşunuyla şehadete ermiştir.
Cenazesini sıhhiyecilere teslim etmeden önce mintanının içinde bu kovanı buldum.
Malumunuzdur ki vefat eden neferin künyesi ailesine yollanır. Lakin beş gün önce Karahisar’ı ele geçirdiğimizde, Seyfi Çavuş’un  ailesinin de düşman tarafından katledildiğini öğrendik. Bu kahraman Türk evladı kederini yüreğine gömüp, babacığını, anacığını defnedemeden arkadaşlarıyle düşmanın peşine düştü. 

Üç gün sonra kendiside Allahın rahmetine kavuştu.
Kovandaki yazılardan anladığım üzere bu topçu neferlerinin bir aileside sizler olmuşsunuz.
Bu sebeble Seyfi Çavuşun künyesini sizlere yolluyorum. Başınız sağolsun. Hayır dualarınızı bizlerden, fatihalarınızı aziz şehitlerimizden esirgemeyiniz.
Hakkın rahmeti üzerinize olsun.
Yüzbaşı Muhsin Talat. 4 ncü Alay, 2 nci Tabur 8 inci Batarya,14.Muharrem. 1341. Salihli” (6.Eylül.1922)



Mektup bittiğinde tüm atölye işçileri ağlıyordu, atölyeye bir ölüm sessizliği çökmüştü.
Kamil Usta yutkunarak kovanı aldı, yeniledi ve altınada Şehit Seyfi Çavuş’un künyesini perçinledi, yine her zamanki gibi  mermiyi kundaklayıp bir daha cepheye gönderilmeyecek olan sandığa yerleştirdi. 

İstiklal Savaşı zaferle sonuçlanmış, yer Ankara ve 1923 yılının Ocak ayı. Ankara’daki muhimmat depolarında sayım ve istif işlemleri devam ediyor, sandıklar tek tek açılıyor sayılıyor tekrar yerleştirilip, daha emin depolara sevkediliyor.


Bu işleri yapan gruplarının birindede Teğmen Hamdi Vasıf  görevli ve Kamil Ustanın kovanı yerleştirdiği sandığın açılmasıda onun grubuna denk geliyor.
Teğmen Hamdi mermiyi görünce, böyle bir hatıranın yıllarca karanlık depolarda kalmasına gönlü razı gelmez ve onu cezasını bildiği halde, sandıktan çıkarır yanına alarak evine götürür.
Amacı ömrünün sonun kadar bu anılar dolusu mermiyi saklamaktır.

Tarih 29.Ekim.1923 ve Ankara. Cumhuriyet ilan edilmiş ve bu güzel gün Ankara Kalesi’nden atılacak 101 pare top ile kutlanacaktır.
Teğmen Hamdi bu fırsatı kaçırmamalıydı ve kararını verdi, mermiyi eline alarak koşar adımlarla Ankara Kalesi’ne doğru yürümeye başlar. Saat 21.00 e geliyor, yarım saat önce TBMM. nden Cumhuriyetin ilan edildiği duyurusu yapılmış.


Kış mevsiminin Ankara soğuğuna rağmen, dik yokuşları koşar adımlarla arşınlayan Teğmen Hamdi ter içinde kalmıştır. Tahminen 80 inci atışta topçuların yanına ulaşmıştı.
Bataryanın başında ise yine savaşta batarya komutanı olan Yüzbaşı Muhsin Talat vardır.
Yüzbaşının yanına gelen Teğmen Hamdi sert bir selam ile “Ben teğmen Hamdi Vasıf” der kendini tanıtır ve “Bir maruzatım var komutanım”der.

Yüzbaşı sorar gözlerle subaya bakar “ Evet teğmenim sizi dinliyorum” der.
Teğmen Hamdi üniformasının içinden çıkardığı top mermisini Yüzbaşıya uzattı ve “ Yüz birinci pareyi en çok bu mermi hak ediyor.Müsaadenizle bu şerefi ondan esirgemiyelim”



Mermiyi gören Yüzbaşının sevinçten gözleri yaşardı anında, savaşta başta bataryasındaki şehit Seyfi Çavuş olmak üzere nice neferin imzası ve mesajı vardı bu mermi üzerinde, adeta o günleri geri getirmişti.
Rütbe farkı olmasa teğmenin ellerine sarılacaktı öpmek için.
Hemen mermiyi aldı, çekirdeğini itina ile çıkardı ve yerine bez doldurarak barutu iyice sıkıştırdı ve patlamaya hazır duruma getirdikten sonra, taş surun üstüne koyduğu şapkasının içine yerleştirdi.
Top atışları devam ediyordu, aradan on dakika geçmiştiki, atışları sayan çavuş
100 üncüyü tamamladık komutanım deyince, yüzbaşı mermiyi aldı, kendi elleriyle  topun yatağına s
Subayların kılıçlarıyla, neferlerin elleriyle selamladığı son top sesi, Türkiye’nin kurtuluşunu ve kuruluşunu bütün dünyaya duyuruyordu.
Tüm asker birbirine sarıldılar, en son teğmen Hamdi ile Yüzbaşı  Muhsin birbirine sarılarak bu mutlu günü ve gazi kovanını kutladılar.

Yüzbaşı yerde duran kovanı saygıyla, avuçlarının yanmasına aldırmadan eline aldı.
Teğmen Hamdi, Yüzbaşı Vasıf’ın bu kovanı tanımış olmsına şaşırmıştı ve merk içindeydi, bunu fark eden Yüzbaşı biraz ilerdeki, üzerinde iki Türk Bayrağı ve kırçiçeklerinin bulunduğu tahta masayı göstererek, “Gel teğmenim, arkadaşlar çay demlemiş, çay içip sohbet edelim, size kovanın hikayesini anlatayım, sende bildiklerini”


 Aradan dört gün geçer ve Millet Bahçesi’nde tahta bir masada üç adam oturmuş, masa üzerinde ise o tarihi kovan, yani Gazikovan.

Masa etrafındakiler ise bize yabancı değil :
Yüzbaşı Muhsin Talat, Teğmen Hamdi Vasıf ve Kamil Usta. Aralarında sohbet ediyorlar ve gazi kovan adıyla anılacak olan  kovan hakkında bir karara varıyorlar.
Bu karara göre her Cumhuriyet Bayramında değiştirilmek üzere, gazikovanı nöbetleşe salkıyacaklar, kovanın nihai sahibi ise en son dünyaya veda eden kişi olacaktı.
1934 Yılında yürürlüğe giren soyadı kanununa göre bu üç ülküdaş, gazikovan soyadını almışlar ve isim kardeşi olmuşlardır.

1936 Yılında Kamil Ustanın, 1942 yılında ise Muhsin Talat’ın vefat etmesinin ardından gazikovanı Hamdi Vasıf’a kalmıştır.

Yıl 1953 Cumhuriyet Bayramı yani 29.Ekim tarihli vasiyetname niteliğinde bir nasihatı kaleme alır Emekli Albay Hamdi Vasıf, meşin kaplı deterine ve bu defterle birlikte gazikovanı nıda bir kutaya yerleştirir.
İki çocuk sahibidir ama eşiyle birlikte yalnız yaşarlar kendi evlerinde ve bir gün talihsiz bir deniz kazası sonucu eşiyle birlikte 1956 yılında bu dünyaya veda ederler.
Onların ölümünün ardından, evdeki tüm eşyalar komşuları tarafından toparlanır ve ikiye bölünerek Oğlu Şerif ve kızı Hamiyet’in evlerine götürülür. Kullanılmayan bir çok kutu içerisinde gazikovan ve mektubun bulunduğu kutuda vardır ama bodrum katında neredeyse çürümeye terk edilmiş gibidir. Oğul, babasının devamlı bahsettiği kutuyu unutmaz yarın birgün yaparız derken,  onunda ömrü vefa etmez ölür.
Aradan uzun yıllar geçer ve geride kalan torunu ile onun çocuğu 20 yaşındaki oğluna kalmıştır tüm eşyalar.

Oğlan çocuğun öyle geçmişle falan pek ilgisi yoktur ama annesi zorlamaktadır hep, bodrum kattaki kutuların ve eşyaların düzeltilmesini istemektedir oğlundan.
Nihayet 2005 yılına gelinir ve baskı ve ısrarlara dayanamayan ailenin son ferdi torununun oğlu Sertan iner bodrum katına, hırsla tekmeler kutuları.

Vurduğu tekmelerden kovanın bulunduğu kututa nasibini alır ve kapağı açılarak dağılır.
Sertan merak eder, meşin kaplı bir defter ve ne olduğunu bilmediği, üzerinde Arapça yazılar bulunan büyükçe bir mermi kovanı.
Biraz merakla açar defteri ve son satırları dikkatini çeker. Birkaç satır okuduktan sonra defteride, kovanıda atar duvarın dibine ve çıkar gider.

Mürekkepli kalemle ve muntazam olarak yazılan not şöyledir, daha doğrusu Emekli AIbay Hamdi Vasıf geride kalanlara vasiyette bulunmuştur :

“ Evlatlarım, torunlarım! Bu kovan şanlı bir tarihin tezahürüdür. Üzerinde yazılanları yeni alfabemizle arka sayfaya not ettim.
Bu defterdeki hikaye ve kovan , sizlere intikal ettirdiğim en kıymetli mirasımdır.. Sakın olaki yitirmeyin vede satmayın.
Kıymet bilmezlerin himayesine vermeyin. Gerekli hürmeti ondan esirgemeyin.
Evinizde, vatan kadar kutsal yegane varlık varsa o da bu emanettir.
Hakkın rahmeti ve inayeti üzerinize olsun.
Babanız, Dedeniz Emekli Albay Hamdi Vasıf Gazikovan. 29.Ekim.1953

Bir zaman sonra son ailede Maltepe’deki evden çıkarak, Sarıyer’deki yeni evlerine taşınırken, temizlik işçileri,eski evin önündeki boş kutu ve çöpleri, çöp arabasına yüklemektedirler.

Hikayenin yazarı makalenin sonunu şöyle bağlıyor :
“Temizlik aracının hidrolik presi tıslıyarak kutuları hazneye sıkıştırırken, yükselen çatırtılar, bir milletin kadir bilmezliğine yakılmış ağıt gibiydi.
Çatırdayan, kovanın sedef kakmalı tabutu değildi tabiki. Cumhuriyetin yitirilen ruhuydu bu çatırtılar.

Mustafa Kemal’in tüm kötülükleri, cehaleti, geriliği ve aczi içine hapsedip kilitli bir şekilde milletine emanet ettiği PANDORA kutusuydu.

Çeyrek asır süren bir diriliş efsanesinin, yarım asır sonra gördüğü muameleye isyanıydı.
Ve hatta Sertan’ın yaşındayken şehit olan Karahisar’lı Seyfi Çavuş’un kemikleriydi.”

Hikaye duyulduğunda Emekli bir subay, olayı zamanın MKE Genel Müdürü olan Emikli Generale bildirir, oda yine zamanın KKK. Org. Yaşar Büyükanıt’ a durumu açıklar.
Büyükanıt, gerekli araştırmayı yaptırarak Gazikovanı, mektubu ve pirinç iynesininin bulunmasını sağlar ve MKE müzesine teslim eder.
Bir müddet sonra ise MKE tarafından, özel kutusuyla birlikte Topçu ve Füze Okul K.lığına teslim edilir, halen bu okulun müzesinde sergilenmektedir.

DİP NOT :
Cumhuriyeti ve Atatürk'ü kasdederek 80 yılın acısını çıkaracagız diyen örümcek beyinliler ile bunların oylarıyla iktidara gelipte, İslam devleti kurma hevesleri kursaklarında kalan, bu yüzdende Mısır ve suriye bahanesiyle dünyaya saldırıp, ülkemizi yalnızlığa iten AKP kurmaylarınada bir çift sözümüz olacaktır.

1- İstediğiniz kadar oy alın ama yapamayacağınız bir sevdaya kapılmayın, bu ülkede İslami esaslara göre devlet kuramazsınız, kurmay kalktığınız anda da ülkeyi elinizle parçalamış olursunuz. Somali'nin durumunu biliyorsanız orası güzel bir örnektir. Adı Somali ama Somali yönetiminin söz sahibi olduğu kara parçası ve nüfus ülkenin %10 unu bile bulmaz, geri kalan yerde dört ayrı özerk devlet mevcuttur. Bu durum ABD desteği ile Sunni İslam devleti kurulmaya başlandığında meydana gelmiştir. 

2- AKP olarak sizler vede sokaklara saldığınız tekbir getiren güruh, belki Türkiye Müslüman Kardeşler Örgütü (İHVAN) olabilirsiniz ama, ülkenin tamamı sizden değildir bunu bilesiniz. Suriye'deki, Mısır'da ve bilmem nerelerdeki İHVAN cılar için ülkemizin başını derde sokarsanız, bu sebeble de olaylara bizzat katılmayı düşünür ve bunu eyleme dönüştürürseniz, akacak kanın içinde önce siz boğulursunuz. Oradaki Araplar için bizim akıtacak kanımız olamaz.

3- Sözü geçen Gazikovan isimli top mermisi gibi nice mermilerin, arkamızdan bizi hançerlemeye kalkan bu kardeşlerinize karşı kullanıldığınıda unutmayın. Siz onları ülkenin felaketi pahasına seversiniz ama şunu bilinki onlar Türk Milletini hiç sevmemiş aslada sevmezler. Şu güzelim temiz yürekli halkımızıda onlar bizim kardeşimiz diye uyutmaya kalkmayın.

Kaynak :
Tabancatufek.com
Forum.bordomavi.net

VİDEO İzlemek İçin ...TIKLAYIN.

BENZER KONULAR






Share

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder



BUNLARDA DİKKATİNİZİ ÇEKEBİLİR











TARİHTE BUGÜN-Hürriyet Kafe


Tarihte Bugün v.8.0
************************************

FOREX
Green Card çekilişine katılarak siz de ABD de yaşama ve çalışma imkanına kavuşabilirsiniz! ABD......
ADİL IŞIK