.

.
Bumerang - Yazarkafe


19 MAYIS

19 MAYIS

YASAK SİTELER

4.2.10

0
Şair NEFİ
-->

ŞAİR NEFİ HAYATI :


l7. Yüzyılın en önemli Divan Şairi olarak anılan Nefi (Ömer), Kasidelerinde gerek yaşadığı zamanda ve gerekse sonraki dönemlerde kaside yazan şairler üzerinde büyük etkisi olmuştur.

1572 yılında Hasankale'de(Pasinler) doğmuştur. Bundan dolayı devrin kaynakları Nef'i'den Erzenü'r-Rumî diye söze ederler. Babası ülkesinin etrafından Sipahi Mehmed Bey diye anılan bir kişidir.


Gerçek ismi Ömer olan Nef'î, kaynaklarda Nef'i Ömer Bey adıyla anıldığı gibi mührüne kazdırdığı beyitte de Ömer adı görülmektedir.
Daha küçük yaşlardan itibaren güçlü bir eğitim görmüş, öğrenimini Hasankale'de yapmış, sonra Erzurum'a gelerek öğrenime devam ettirmiştir. Burada Fars edebiyatının ünlü eserlerini okumuş, Arapça ve Farsça öğrenmiş, Erzurum'da öğrenimini sürdürürken genç yaşında şiir yazmaya da başlamıştır. 

İlk mahlası Zarrî "zararlı"dır. 1585 Erzurum defterdarı olan Gelibolulu Müverrih Ali, şiirlerini görmüş, beğenmiş ve bu genç şaire Nef'i "nafi, yararlı" mahlasını vermiştir.

Padişah 1.Ahmed zamanında İstanbul'a gelmiş, Devlet hizmetine girmiş ve bir süre farklı memurluklarda çalışmıştır. Daha sonraları 2.Osman ve 4.Murad dönemlerinde yıldızı parlayan Nefi  sarayla yakın bir ilişki kurmuştur. Hicviyeleri ile ünlü olan Nef'î yazdığı hicivlerle dönemin birçok isminin nefretini ve öfkesini üstüne çekmiştir.


Nef'î hiç kuşkusuz, hiciv dendiğinde Türk edebiyatında öne çıkan isimdir. Onu ölüme sürükleyen hiciv edebiyatında çok başarılı olduğu aşikâr. Hicvin yanı sıra övgü edebiyatıyla da göz doldurmuştur, bugün dîvân edebiyatının en beğenilen kasidelerinden bir çoğu onun eseridir. Yazdığı kasideler güçlü tekniği ve değişik ahenki ile fark yaratır. Zaman zaman kasidelerinde gördüğümüz aşırı süs ve abartılar bile, güzel ahenki ile sunîlikten uzak doğal bir havadadır.

Nefi 'den üç güzel hiciv:
Dönemin müftüsü Nef'i yi öven ancak içeriğinde Nef'i ye kâfir diyen bir beyit söylemiştir.

Nef'i de buna karşılık olarak :
Müftü efendi bize kâfir demiş.
Tutalım ben O'na diyem müselman.
Lâkin varıldıktan ruz-ı mahşere, İ
İkimiz de çıkarız orda yalan.
diyerek cevap vermiştir.

Ayrıca kendisine boşboğaz köpek diyen Tahir Efendi'ye :
Bize Tahir Efendi kelp demiş
İltifatı bu sözde zahirdir
Ben Maliki mezhebindenim zira
İtikadımca kelp tahirdir.

Diyerek dolaylı bir yoldan köpek diyerek karşılık vermiştir.

Zira maliki mezhebince köpek temiz kabul edilir ve dokunulması halinde abdest bozulmaz."Tahir" de "temiz" demektir ve o dönemde "tahir" kelimesi "temiz"den daha popülerdi.
Çok kızdığı Sadrazam Bayram Paşa'ya :
“Gürcü hınzırı, a samsun-ı muazzam, a köpek
Nerde sen, nerde sadrazamlık, a köpek
Vay ol devlete kim ola mürebbisi anun
Bir senin gibi deni cehl-i mücessem, a köpek...”
  
Şair Nefi nin Ölümü :
Nef'i'nin özelliği övdüğü kişiyi göklere kadar çıkaran yerdiği kişiyi yerin dibine sokan ve ikisinin ortasını bir türlü yakalayamayan bir kişidir.
Devlet büyükleri hakkında bu kadar sert hicivler yazmasına rağmen uzunca bir süre 4.Murad tarafından korundu, daha sonraları 4.Murad kendisinden hiciv yazmamasını istedi. 


Her ne kadar Nef'î padişah 4.Murad'a bu konuda söz verse de, kalemini durduramamıştır. Özellikle zamanın Sadrazamı  Bayram Paşa hakkında devamlı hiciv yüklü şiirler yazması Sadrazamın oklarını üzeri çekmesiyle  ölüm fermanını kendi eliyle yazmıştır.Her defasında kendisini çok seven 4.Murat'ın affetmesiyle ölümden kurtulmuştur. 
Ancak Sadrazam Padişaha rağmen Nefi 'ye adeta kancayı takmış meydana gelen her olumsuz olayda müsebbib olarak onu görmüş ve padişaha öldürülmesi gerektiğini defalarca söylemiştir.Buna rağmen 4.Murat her defasında affetmiştir Nefi'yi.

4.Murat'ın komutanlığında Osmanlı Ordusu'nun yaptığı bir savaşta,düşmanın güçsüz olmasına karşın bir galibiyet alamadan geri dönmesinden sonra,çok sinirli olan Padişaha, ozamanlar Nefi tarafından Sadrazam hakkında yazılan sözde övgü ama içinde bolca gizli yergi bulunan kasideyi, Sadrazam Padişah' getirir ve okumasını ister.

4.Murat kasideyi okur ama çok beğenir ve öldürülmesini istemez,tam bu sırada sarayın yakınına yıldırım düşer, Sadrazan anında bunun Nefi'nin uğursuzluğundan dolayı meydana geldiğini ve öldürülmesi ister. Zaten savaş nedeniyle iyice sinirli olan Padişah'da ani bir kararla "Tez kellesi vurula"diye emir verir,bunu bekleyen Sadrazamda ilgililere emri ileterek Nefi 1635 yılında sarayın odunluğunda kementle boğularak öldürülür ve cesedi boğazda denize atılır.

Halk arasında geçen bir rivayete göre ise, Padişah şairi çok sevdiği ve beğendiği için,infazdan vazgeçilmiş, konuyla ilgili 4.Murat'a gönderilecek belge yazılırken, belgeyi yazanda katip zenci tam belgeyi yazarken kağıda mürekkep  damlamış,bunu gören Nefi dilini tutamamış ve zenci katibe "Mubarek teriniz damladı efendim" deyince bunu duyan Padişah ölüm emrini vermiştir.
Ancak gerçekte Nefi, Osmanlı Sarayında dönen enrikalardan ve bunları yapanlardan rahatsız olup hicive yönelince bu hicivlerden  huzursuz olanların lobileri sonucu idam edilmiştir.

Bazı rivayetlere göre mezarının olduğu söylensede, ağırlık cesedin denizde yok olduğudur.
Günümüzde Konya Mevlana Müzesi arka bahçesindeNefi ile Pakistan milli şair ve düşünürü Muhammed İkbal için temsili mezar yapılmış ve ziyarete açılmıştır.

Ölümünden sonra Siham-ı Kaza adlı eseri bir mecliste okunurken,meclis yakınına yıldırım düşer, Mecliste bulunan Şairlerden biri şu beyti söyler :
Gökten nazire indi Siham-ı Kazasına Nef'i diliyle uğradı hakkın belasına.

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

              
Eserlerinden Örnekler
    
Tûtî-i mu'cize-gûyem ne desem lâf değil

Tûtî-i mu'cize-gûyem ne desem lâf değil
Çarh ile söyleşemem âyînesi sâf değil

Ehl-i dildir diyemem sînesi sâf olmayana
Ehl-i dil birbirini bilmemek insâf değil

Yine endîşe bilir kadr-i dür-i güftârım
Rûzigâr ise denî dehr ise sarrâf değil

Girdi miftâh-ı der-i genc
-i ma'ânî elime
Âleme bez-i güher eylesem itlâf değil

Levh-i mahfûz-ı suhandir dil-i pâk-i Nef'î
Tab'-ı yârân gibi dükkânçe-i sahhâf değil
                        
                                *************
Yazanlar peykerim destimde

Yazanlar peykerim destimde bir peymâne yazmışlar
Görüp mest-i mey-i aşk olduğum mestâne yazmışlar

Bana teklîf-i zühd etmezdi idrâk olsa zâhidde
Yazıklar kim anı âkil beni dîvâne yazmışlar

Değildir gözlerinde sâye-i müjgânı uşşâkın
Hatın resmin beyâz-ı dîde-i giryâne yazmışlar

Benim âşık
ki rüsvâlıkla tutdu şöhretim şehri
Yazanlar kıssa-i Mecnûnu hep yâbâne yazmışlar

Nice zâhirdir ey Nef'î sözünden dildeki sûzun
Yazınca nüsha-i şi'rin kalemler yâne yazmışlar
                    
************

Gazel
Ne tende cân ile sensiz ümîd-i sıhhât olur
Ne cân bedende gâm-ı firkatûnle rahat olur

Ne şeb ki kûyuna yüz sürmesem o şeb ölürüm
Ne gün ki kâmetüni görmesem kıyâmet olur

Ne çâre var ki firâkunla eglenem bir dem
Ne tâli’üm meded eyler visâle fırsat olur

Dil ise gitdi kesülmez hevâ-yı aşkundan
Nasîhat eyledüğümce beter melâmet olur

Belâ budur ki alışdı belâlarunla gönül
Gamun da gelse bâ’is-i meserret olur


Nedür bu tâli’ ile derdi Nef’î-i zârun
Ne şûhı sevse mülâyim dedükçe âfet olur

Açıklaması :
Vücudumda sensiz ne can ve sağlık umudu olur.
Ne de can bedenimde ayrılığın gamıyla rahat yüzü görür.
 
Ne senin ayrılığın yüzünden bir an oturup kalmanın çaresi var

ne de talihim yardım eder de sana kavuşma fırsatı bulabilirim.

Hangi gece bulunduğun yerlere yüzümü sürmesem o gece ölürüm.
Hangi günde selvi boyunu görmesem benim için kıyamet olur.
 
Gönül ise elden giden aşkının arzusundan bir türlü vazgeçmiyor,

ben nasihat ettikçe o daha beter rezil oluyor.
 
Asıl belâ şu ki gönül belâlarınla alıştı.

Şimdi gönüle gamın da gelse sevinç sebebi oluyor.

Bu talihsiz ve zavallı Nef’î’nin çektiği dertler nedir?
Hangi güzeli sevse ona yumuşak huylu ve uysal dedikçe bir afet kesiliyor.
                            

                               *************

Gazel
Ağyâre nigâh etmediğin nâz sanırdım
Çok lutf imiş ol âşıka ben az sanırdım

Gamzen dili rüsvâ-yı cihân eyledi
Billâh ben ol âfeti hem-râz sanırdım

Seyr eylemesem âyînede aks-i cemâlin
Hüsn ile seni meh gibi mümtâz sanırdım

Ma'mûr idügin bilmez idim böyle harâbât
Mestâneleri hâne-ber-endâz sanırdım

Sihr etdiğini senden işitdim yine Nef'î
Yoksa sözünü hep senin i'câz sanırdım

Açıklaması
Yabancıya bakmadığından ben nazlı sanırdım
Ama çok alakalıymış aşığa ben az sanırdım

Gülümsenle cihana beni rezil eyledin
Oysa ben seni en yakın arkadaşım sanırdım

Yüzünün aynadaki yansımsını görmesem
Güzellikde seni ay gibi seçkin sanırdım

Yapıcı olduğunu bilmezdim böyle harap olmuş
Sarhoşları seni ev yıkıcı sanırdım

Sihir yaptığı yeni senden işittim
Nef'i yoksa sözünü hep icaz* sanardım

                   
                    *************





-->


Hiç yorum yok :

Yorum Gönder



BUNLARDA DİKKATİNİZİ ÇEKEBİLİR











TARİHTE BUGÜN-Hürriyet Kafe


Tarihte Bugün v.8.0
************************************

FOREX
Green Card çekilişine katılarak siz de ABD de yaşama ve çalışma imkanına kavuşabilirsiniz! ABD......
ADİL IŞIK